|

Ceyhan Rehberine Sizden Gelen Mesajları Okumak İçin Tıklayınız
Mesaj Bırakmak İçin Tıklayınız
İletişim
Ceyhan Haberler
Ceyhan
Fotoğrafları
Ceyhan Resimleri
Sitemap (Site Haritası)
Kutlamalar Sayfası
Ceyhan Lisesi
Mezunları
Balkan Türkü,Ressam
Embiya Çavuş
Ceyhan Belediyesinden Haberleri
Ceyhan'dan Seçim Haberleri
Ceyhan Kırım Dostluğu
Ceyhan Lisesi Mezunlardan Haberler
Ceyhan Yaltır Kardeşlerden
Haberler
Mustafabeyliden Haberler v Resimler
Kezban Keşlikli
Objektifinden Ceyha
Ceyhan Cenaze,Davet,Sünnet,Düğün
Ceyhan Karpuzu
Festivali
Mustafabeyli'de
Eğitim ve Sağlık
Ceyhan'da Tiyatro Çalışmaları
Ceyhan'daki Kırım Türklerinden Tepreç Şenliği
(Yellibel Çamlığı)
Ceyhan Haberleri, Gazete Haberleri
Kezban Keşliklinin AFAD Çalışmaları
Ceyhan'da Turizm, Kaleler, Otel
Ceyhan'ın 1000 Derde Deva Şalgamı
Şahmeran'ın Yurdu Evi Yılan Kale
Ceyhan'dan Güncel Son Haberler,
Ceyhan'daki 23 Nisan
Şenlikleri
Ceyhan Rehber, Esnaf ve İş Rehberi
Ceyhan Lisesi Etkinlikleri
Haberleri
Ceymer Ceyhan Mermer
Haberleri
Ceyhan Umre 2008
Haber ve İzlenim
Ceyhan'daki Balkan Türklerinden Etkinlikler,
Haberler, Fotoğraflar
Ceyhan Tatarlı Tazılı Kaynargöz
Herkes İçin Namaz Hocası
Urfa Siverek'te 10'ncu Karakeçili
Şenliklerinden Haber ve Resimler
Ceyhan İş Yatırım ve Esnaf Rehberi
O Bir Şair, Aşık ve Yazar;
Eşref Özgür
Oya'nın Gözüyle Mustafa Beyli Haber
Ceyhan Tanıtım ve Ekonomi Rehberi
Ceyhan Avcıları Haber ve Etkinlikleri
Şair, Öğretmen, Anne Emine Özcan
Ceyhan Uluslararası Petrol Haberleri
Ceyhan Haberleri - Ceyhan Haber
Ceyhan BelediyesiHalk Oyunları Ekibi
Ceyhan'da Uçurtma Şenliği Resimleri
Ceyhan 3 Mayıs Türkçüler Bayranı
İstanbul Bağcılar - 112 Servisi
Baku Tiflis Ceyhan Boru Hattı ndan Petrol ve İnsan
Haberleri
Devlet Bahçeli Ceyhan'dan
Mutlu Ayrı
Ceyhan Yaltır Kardeşler İlköğretim Okulu 23 Nisan
Şenliği Görüntüleri
Ceyhan - 2008-Uçurtma Şenliği
Ceyhan Sevgi Festivali Fotoğrafları
Ceyhan Şoyder ve Ceyhan
Musiki Cemiyetinin Konseri
Hacıbeyli'den Emine
Özcan
Ressam Embiya Çavuş
Hurşit İlbeyli
Kimdir?
Ceyhanlı Ressam Necati Talas
Ceyhanlı Ressam Zübeyde Dal
Bakü Tiflis Ceyhan Boru Hattında Son
Durum Haberleri
Ceyhan'daki İşletmeler
ve
İşletmelerin Adres ve Telefonları,
Ceyhan Milli Eğitim Ve Okulların
Telefon Numaraları e-posta Adresleri,
Ceyhan'daki Resmi Kurumların Telefon Numaraları,
Ceyhan'daki Camiiler ve İmamları,
Odalar,Dernekler ve Sivil
Toplum Kuruluşları
Telefon Numaraları,
Ceyhan Mahalle Haritaları ve Mahalle Muhtarları Telefon
Numaraları. Mahalle Nüfusları, Ceyhan'la İlgilenenler İçin
Yararlı Linkler
Ceyhan Tanıtım Rehberi,
Sorgulama Sayfaları
Ceyhan Kaymakamlığı
Ceyhan Kaymakamı Gürbüz Karakuş
Ceyhan Belediye Başkanlığı
Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü
Ceyhan Fotoğrafları Resimleri
Keşlikli
Fotoğraflarında Ceyhan
Keşlikli Albümünden Ceyhan Foto
Ceyhan Deprem Resimleri
Sahne Sanatları
Mezuniyeti 1
Sahne Sanatları
Mezuniyeti 3
Sahne Sanatları
Mezuniyeti 6
Adana Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Telefonları ve Adresleri
Akdeniz Yörük Türkmen Dernekleri
Ceyhan Rotterdam Olur mu?
Ceyhan Depremi 27 Haziran 1998
Türk Dünyası Hizmet Ödülü Ceyhan'a; Belediye Başkanı
Hüseyin Sözlü'ye Haberi
Ceyhan'daki Avukatların
Listesi
Ceyhan'da Yine Bir Tarih Yazıldı
Asrın Fotoğrafı!!!
Ceyhan Rotterdam Olacak mı?
Ceyhan Nöbetçi Eczaneler Rehberi
Ceyhan Hava Durumu Raporu
Ceyhan Kurtkulağı Kervansarayı
Ceyhan'da Nüfus ve Yerleşim
Ceyhan Cumhuriyet Tarihi
Ceyhan Kurtuluş Savaşı Tarihi
Adana Tarihi
Ceyhan Kurtuluş Kahramanı İnce Ali
Ceyhan Yılan Kale
Adana Ceyhan Protokol Telefon
Numaraları Listesi
Ceyhan Liman Yönetmeliği
Ceyhan Kaymakamları
Ceyhan Karpuz Festivali (2.)
Ünye (Samsun) Ceyhan Boru Hattı
Ceyhan Adliyesi
Ceyhan'da Eğitim Kurumları
Ceyhan'da Sağlık Kurumları
Ceyhan'da Tarım Ve Ziraat
Bağış Uçak "Ceyhan Tayyaresi"
3 Mayıs Türkçüler Günü Ceyhan
3 Mayıs Türkçüler Günü Adana
Amerikan
Bayrağının Kurtuluş Savaşında Nereye Asıldığına,Bakın Benim Gibi Sizde
Çok Şaşıracaksınız!





































|
çok düşündük koyalım mı? koymayalım mı? diye.
geleceğe ışık tutması ve ders alınması için ceyhan deprem fotoğraflarını koymaya
karar verdik belki o günlere dönüp acılarınızı tazeleyeceğimiz için, şimdiden
özür dileriz.
yaşamış olduğumuz depremle ilgili elinizdeki
belge resim ve yazıları gönderirseniz arşivde sizlerinde desteği olsun
istiyorsanız ve gönderirseniz seviniriz.böyle bir felaketi bir daha yaşamamak
dileği ile...
CEYHANREHBERİ.ORG
EDİTÖRÜ

DOĞU
AKDENİZ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ SINIRLARI İÇİNDEKİ ALANLARIN DEPREMSELLİĞİ
Diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de depremin meydana
geldiği kuşaklarda bulunan yerleşim merkezlerinde, depreme neden olan kırıkların
(fayların) yaşam üzerindeki etkileri çok belirgindir. Kırık hatları boyunca
oluşan çöküntü alanları tarihsel devirler boyunca verimli ovalara dönüşerek
nüfusun yoğunlaşmasına neden olmuştur.
Ovaların verimli olması, yerüstü ve yeraltı su olanaklarının fazla bulunması
nedeni ile buradaki yasamı cazip hale getirmiştir. Deprem kuşaklarındaki bu
canlılık nüfusun artmasına paralel olarak hızlı bir kentleşmeye, endüstrileşmeye,
ulaşım ağının genişlemesiyle yatırım olanaklarının artmasına neden olmuştur.
Bu durumun en iyi örneklerinden birisi olan Doğu Akdeniz Bölgesi depremsellik
bakımdan oldukça karışık bir bölgedir. Sismik olarak aktif olan bu bölgede son
yıllarda MTA Doğu Akdeniz Bölge Müdürlüğünün yapmış olduğu çalışmalarda
(Jeofizik, Jeolojik, Jeomorfolojik) pek çok problemin çözüm beklediği
görülmektedir
Tarihsel deprem kataloglari incelendiginde, dünyada meydana gelmis depremlerin
yikici ve en fazla can alici olanlarinin önemli bir kısminin bölgemizde meydana
geldiği görülür. Meydana gelen bu depremler sonucunda büyük can kayiplari olmus,
bir çok sehir yikilmis ve nehirler yatak degistirmistir.
Bölgedeki sismik aktivitenin yüksek olusu, bu bölgedeki tektonik hareketlerin
günümüzde de devam ettigini göstermektedir.
Bölgemizde meydana gelen depremlerin olus zamanlan ve yapmis olduklari
tahribatlar, yikimlar ve can kayiplari tarihi deprem kataloglarinin verdigi
bilgiler isiginda asagidaki sekilde saptanmistir.
500, 526 yillarinda olan depremlerde Antakya ve Samandagi'm ayni anda yikmis
100.000 ölü, 528 yilinda 4.870 ölü, 995 depremiyle nehirler yatak degistirmistir.
859, 1759, 1822, 1854 yillarinda olusan depremlerde büyük can kayiplari ve yikim
olusmus (60.000). 1872, 1896 depremleri ile Samandagi'nin 2/3'ü yikilmistir.
M.Ö. 69 yilinda meydana gelen depremde Antakya, Halep ve bazi Arap sehirleri
ayni anda yikilmis, yazili tarihe göre 170.000 ölü olmustur. M.S. 115, 148, 334
depremlerinde 40.000 ölü, M.S. 457, 525, 713, 748, 758, 775, 1092, 1098. 1158
tarihlerinde meydana gelen depremler sonucunda Hatay'da büyük yikimlar olmustur.
1114 depremi Adana, K.Maraş ve Mersin'de önemli tahribatlar yapmış (ölü sayisi
belli degil), 524 tarihinde Kadirli, Ceyhan ve Misis'i yikan depremde ölü sayisi
belli degil, 561 depremi bölgemizde meydana gelmiş olup dönemin İstanbul olarak
bilinen Anazorbos'ta çok büyük yikimlara neden olmus, bu kentin tarihten
silinmesine neden olmuştur (ölü şayisi belli değildir). 1855 yılındaki depremde
Tarsus'ta büyük yıkımlar olmuştur (ölü sayisi belli degil). 1872 Hatay
depreminde 3000 binadan ancak 150 bina ayakta kalmış 1800 ölü, Adana ve
Mersin'de önemli yıkımlara neden olan 1896 depremi olup bu depremde ölenlerin
sayisi tarihe not düsürülmemistir. 1908 Osmaniye depremi önemli derecede
yıkımlara neden olmuştur. 1915 Misis, 1919 Adana, 1925 Adana depremleri ile bu
kentte önemli hasarlar olmustur. 1926 Kepez, 1929 Adana, 1930 Adana-Misis, 1930
Samandağ'ı depremleri bu kentlerimizde önemli hasarlar yapmistir. 1932 Misis,
1933 Misis, 1936 Payas depremleri ile bu kentler önemli derecede etkilenmiştir.
1940 Antakya, 1941 İmamoğlu, 1942 Payas-Dörtyol depremleri bu kentleri
etkilemistir. 1944 Antakya, 1945'te Ceyhan-Misis'de meydana gelen depremde 2.500
binanın yıkılmasına ve 13 kişinin ölmesine neden olan bu Deprem Kozan ve
Adana'da agir hasarlar yapmistir. 1947 depremi Ceyhan, Misis ve Adana'da
hasarlara yol açmistir. 1951 yılında İskenderun'da meydana gelen depremde 6 ölü,
10 yarali ve 13 konutu yikmistir. 1952 yilinda Misis-Adana'da meydana gelen
depremde 10 kisi ölmüs, 179 bina yıkılmış, 438 bina agir hasar görmüstür. 1961
yilinda meydana gelen deprem Adana, Iskenderun ve Osmaniye'de siddetli
hissedilmistir. 1962, 1964 yıllarındaki depremler Adana'da olmustur. 1965 Hatay,
1967 Kozan, Bahçe ve Andirin'da siddetli hissedilen deprem meydana gelmiştir.
1969 Adana ve Karaisalı'da çok hissedilmiş depremden sonra 1993, 1994 yilinda
olusan depremlerde Adana, Ceyhan ve Iskenderun siddetli hissederek etkilenmiştir.
En son 27 Haziran 1998 yılında meydana gelen depremde 146 kisi ölmüs, 11.000'e
yakin evde, isyerinde agir, orta hasarlar meydana gelmis, ve 1.300 konut ve
işyeri yıkılmıştır.
Bölgemizde meydana gelen depremlerden en çok Antakya sonra da Adana-Ceyhan
etkilendigi görülmektedir
Bölgemiz sinirlari içerisinde olan ve Türkiyenin, gerek bilimsel açidan ve
gerekse yerlesim yerlerine yapmis oldugu etkiler gözönünde tutulursa en büyük
fay zonlarindan birisi olan Dogu Anadolu Fay Zonunun tarih boyunca meydana
getirdigi depremler ve bölgemize olan etkisi asagidaki sekilde açikça
görülmektedir.
Tablo 2 : Tarihsel dönemde bölgemizde etkili olan depremler.
(M.Ö.2100-M.S.1900)
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
245 |
|
|
|
|
334 |
|
|
|
|
14.09.458 |
|
|
ANTAKYA ve SURIYE'nin KUZEYI
|
|
10. 09. 506 |
|
|
|
|
524 |
|
|
|
|
29. 05. 526 |
|
|
|
|
29. 11.529 |
|
|
|
|
561 |
|
|
ANAZARBA, CEYHAN-ADANA, ANTAKYA
|
|
30. 09. 587 |
|
|
|
|
08. 04. 859 |
|
|
|
|
867 |
|
|
|
|
10.08.1114 |
|
|
CEYHAN, ANTAKYA, MARAS (Tsunami)
|
|
1268 |
|
|
KOZAN. CEYHAN (60.000 öfu)
|
|
13.08.1822 |
|
|
ANTAKYA, ISKENDERUN (20.000)
|
|
|
|
|
ANTAKYA, SAMANDAG ( 1 .800 ölü)
|
|
31.03.1893 |
|
|
|
Özet olarak, Dogu Akdeniz Bölge Müdürlügü sinirlari
içerisinde kalan iller ve bunlara bagli olan ilçe, kasaba ve köyler sirasi ile
1. 2. ve 3. dereceden deprem bölgeleridir. MTA Dogu Akdeniz Bölge Müdürlügü’nün
bölge sinirlari içerisinde yapmis oldugu ve halende sürdürmekte oldugu bir çok
proje ile yeni yerlesim yerleri planlanarak yöre halkina faydali çalismalarini
sürdürmektedir.
Deprem,
yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin
dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayıdır.
Magma üzerinde yüzen levhalar konveksiyonel akım sayesinde sürekli hareket
halindedir. Kıtaların hareketi ile plato sınırlarında kaynama ve ayrılmadaki
sürtünmeden oluşan kinetik enerjinin aniden büyük bir güçle boşalabilir. Yer
katmanlarında oluşan şok dalgalarının sebep olduğu doğa olayına deprem denir.
Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde
yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve
deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına "Sismoloji" denir.
Sismik şok dalgaları, yer kabuğunda dikey veya yatay olarak hareket
edebilirler. Deprem bölgesinin jeolojik yapısı sonucu killi veya kumlu
arazilerde yer altı su kaynakları aniden yeryüzüne çıkabilir. Arazide seviye
kaybı veya tersi oluşabilir.
Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın
da oynadıgı ve üzerinde bulunan tüm yapıların da hasar görüp, can kaybına
uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır. İstanbul
Kandilli Rasathanesi Türkiye depremlerini araştıma ve bilgi merkezidir.
Depremin Şiddeti ya da büyüklüğünün ölçülmesi
Sismologlar depremi çıplak gözle ve doğrudan gözlemleyemediklerinden bazı
sayısal verileri veya çeşitli ölçümleri esas alarak depremleri analiz ederler.
Bu yüzden temel olarak birbirinden farklı ama eşit derecede önemli iki ölçüm
sistemiyle depremleri analiz ederler: büyüklük ve şiddet. Bir
depremin sahip olduğu enerji, büyüklük sistemiyle, herhangi bir noktadaki
sarsıntı yoğunluğu ise şiddet sistemiyle ölçülür.
Deprem şiddetini gösteren tabelaya Richter ölçeği denir. Depremin
süresi ve şok dalgalarının kuvvetine göre sınıflandırılır. Richter ölçeğinin
skalası 1 den 6,5 a kadardır.
Türkiye'de Meydana Gelen Önemli Depremler
28 Nisan 1903 – Malazgirt: Sismik aletlerle ölçülen ilk depremlerden
biri olan bu depremde 2626 kişi yaşamını yitirdi. Depremin büyüklüğü 6,7 olarak
belirlendi.
9 Ağustos 1912 - Mürefte: Büyüklüğü 7,3 olan bu depremde 216 kişi
yaşamını yitirdi, 466 kişi de yaralandı.
6 Mayıs 1930 – Hakkâri: Hakkâri'nin sınır bölgesinde gerçekleşen bu
depremde 2514 kişi öldü. Depremin büyüklüyüyse 7,2'ydi
1938-Erzincan:Şiddet 8.7.Ölü 40000 civarı Türkiye'nin kayıtlardaki en
şiddetli depremi.
26 Aralık 1939 – Erzincan: Türkiye'nin bu yüzyılda yaşadığı en
şiddetli deprem olan Erzincan depremi hâlâ hafızalarda. Kışın en şiddetli
günlerinde Erzincan halkını vuran bu felakette açıklanan ölü sayısı 32 962. 7,9
büyüklüğündeki bu depremin ardından yurt çapında yas ilan edilmişti. Yardım
konvoyları, soğukla da mücadele eden depremzedelere ancak iki gün sonra
ulaşabildi. İlk kez depreme karşı önlemler tartışıldı; gazetelerde depremle
nasıl yaşanması gerektiği yazıldı.
20 Aralık 1942 – Niksar/Erbaa: Büyüklüğü 7,0 olan bu depremde 3000'e
yakın insan ölmüş, yaklaşık 6300 kişi de yaralanmıştı.
26 Aralık 1943 – Tosya/Ladik: 2824 kişinin yaşamına mal olan bu
depremin büyüklüğü 7,2 olarak ölçülmüştü.
1 Şubat 1944 – Bolu/Gerede: 7,2 büyüklüğündeki depremde 3959 kişi
öldü, çok sayıda insan evsiz kaldı.
31 Mayıs 1946 – Varto/Hınıs: Yazın başlangıcında yaşanan bu depremde
839 kişi yaşamını yitirdi, 349 kişi yaralandı.
19 Ağustos 1966 – Varto: Varto'nun karşılaştığı bu en şiddetli
depremde 2394 kişi öldü 1489 kişi yaralandı. Derinliği 26 km olan bu depremim
büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,9'du. Varto'da bir önceki yıl yaşanan ve 4,0
büyüklüğünde olduğu hesaplanan bu depremde de 12 kişi yaşamını yitirmişti.
28 Mart 1970 – Gediz: Gediz'de meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki
depremin ortaya koyduğu felaket tablosu: 1086 ölü, 1260 yaralı. 6 Eylül 1975
– Lice: 2385 kişinin öldüğü 3339 kişinin yaralandığı depremin büyüklüğü
Richter ölçeğine göre 6,9.
24 Aralık 1976 – Çaldıran/Muradiye: Yaşanan en büyük depremlerden biri
olan bu depremin büyüklüğü 7,2 olarak ölçüldü. Can kaybı 3840'tı. 497 kişi
yaralandı, birçok kişi evsiz kaldı. 30 Kasım 1983 – Erzurum/Kars: 6,8
büyüklüğündeki deprem, büyük hasara ve can kaybına yol açtı. Depremde 1155 kişi
öldü, 1142 kişi yaralandı.
13 Mart 1992 – Erzincan: Erzincanla birlikte Tunceli'yi de vuran bu
deprem, 6,8 büyüklüğündeydi. Depremde 653 kişi yaşamını yitirdi. Yaralı
sayısıysa 3850 olarak belirlendi. 1 Kasım 1995 – Dinar: 5,9
büyüklüğündeki depremde ölü sayısı 94.
27 Haziran 1998 – Ceyhan: 6,3 büyüklüğündeki deprem başta Ceyhan olmak
üzere bütün Adana'yı etkiledi. 84 kişinin hayatını yitirdiği depremde 310 kişi
yaralandı, yüzlerce ev hasar gördü.
17 Ağustos1999-Marmara:Yaşanan en büyük depremlerden biridir.Şiddeti
7.4'tür.Bu Marmara depreminde 20 bin civarında insanımızı kaybetmiş durumdayız.
12 Kasım 1999-Düzce:Yaşanan büyük depremlerden biri.Richter ölçeğine
göre şiddet 7.2.Ölü sayısı 894,yaralı sayısı 4948'dir.
Dünya'da meydana gelen önemli depremler
-
İstanbul - Küçük Kıyamet, 1509 Büyük İstanbul Depremi
-
Lizbon Depremi (1755)
-
İstanbul - 1766 Büyük İstanbul Depremi
-
San Francisco Depremi (1906) - Büyüklüğü 7.7-8.3 arasında. Deprem ve
sonrasında çıkan yangın büyük hasara sebep olmuştur.
-
Erzincan Depremi (1938) 8.7 büyüklüğündeki depremde 40.000'e yakın insan
ölmüştür.
-
Büyük Meksika Depremi (1985). 8.1 büyüklüğünde.
-
Ermenistan Depremi (1988)
-
Erzincan Depremi (13 Mart 1992) 6.9 büyüklüğündeki depremde 3.500'e yakın
insan ölmüştür.
-
İzmit Depremi (17 Ağustos 1999) Mw 7.4 büyüklüğündeki depremde 50.000'e
yakın insan ölmüştür.
-
Düzce Depremi (12 Kasım 1999) Mw 7.2 büyüklüğündeki depremde yaklaşık
2.000 kişi hayatını kaybetmiştir.
-
Bakü Depremi (2000)
-
Keşmir Depremi (2005) 80.000'e yakın insanın ölümüne sebep oldu.
-
Cava Depremi (2006) 9.7 büyüklüğünde meydana gelmiştir. Yaklaşık 70.000
kişi ölmüştür.
-
İzmir Depremi (2006) 6.2 büyüklüğündeki deprem meydana gelmiştir
GİRİŞ
Ülkemizde1980’li yıllardan bu yana giderek yaygın bir biçimde
yapılan prefabrikeyapılarda kullanılan “taşıyıcı” sistemlerden bir tanesi, tek
katlıprefabrike çerçeveli yapı sistemi, ilk kez 27 Haziran 1998’de Adana’da
yoğunbir biçimde depremle hasarı ile tanıştı. Daha önce 13 Mart 1992
Erzincandepreminde yine bir prefabrike yapıda deprem hasarı olmuştu, ancak
hasarınyankısı bu kadar büyük değildi. Adana Organize Sanayi Bölgesinde ve
Ceyhanyakınlarında çok sayıda betonarme prefabrike çerçeveli yapı depremde
önemliyıkım ve hasar gördü. Yapıların kendisinde hasar nedeni ile olan
kayıplardankat kat fazlası yapıların üzerini örttüğü fabrikalardaki “üretim
kaybı”ile ortaya çıktı. Belkide hasarın daha çok yankılanması ortaya çıkan
üretimkaybı nedeni ile oldu.
Yıkımiki türlü oldu: 1-Kirişler mesnetlerinden yanlamasına devrilerek yere
düştüler,2-ya da kirişler uçlarından kırılarak uzunlamasına yönde bir
uçlarındakimesnetten düştüler (Şekil-1).Gözlenen bir diğer önemli hasar çerçeve
kolonlarının alt uçlarına yakınyerlerde betonda eğilme çatlaklarıdır. Bu hasar
kolonların alt uçlarındaelastik moment taşıma gücünün aşıldığının göstergesidir.
Buçalışmada söz konusu yapıların dinamik özellikleri, Adana ceyhandepremindeki
hasarın irdelenmesi, bu yapılardaki hasarın deprem kuvvetli yerhareketi ile olan
ilişkisi, yapı sisteminin “Afet Bölgelerinde YapılacakYapılar Hakkında
Yönetmelik” ve depreme dayanıklı yapı tasarımıilkeleri açısından
değerlendirilmesi, sistemin geliştirilmesi için gerekenönlemler vb konular
incelenecektir. Bu yapı sisteminin deprem dayanımı artırmakiçin alınması gereken
önlemler önerilecektir.
HASAR GÖREN PREFABRİKE YAPI SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ
Bu yapı sisteminde yaklaşık 20 metre açıklıklı ve 7.50 metre yükseklikteki
çerçeveler 7.50 metre aralıklarla kullanılmaktadır. Bazen yan yana bir kaç
holden
oluşan yapılar kullanılmaktadır. Bu açıklıkta bir yapıda çatı kirişi mesnette
0.40-0.50 metre, açıklıkta 1.30-1.40 metre yüksekliğinde olmaktadır. Kolonların
en kesiti ise çerçeve yönünde 0.70 metre uzunlukta ve 0.30-0.35 cm genişlikte
olmaktadır. Kirişlerin ağırlığı yaklaşık20.00 ton, kolonların ağırlığı ise
4.5-5.0 ton kadardır.
Bu depremde yıkılan tek katlı prefabrike çerçeveli yapı sisteminin bağlantı
ayrıntıları Şekil-2’deverilmektedir. Bu sistemde prefabrik kolonlar zemine
gömülmüş kutu temellerin içine konulmakta ve kutu temel ile kolon arasındaki
boşluk betonla doldurulmaktadır. Bu temel bağlantısı ile kolon alt ucundan
“ankastre”olarak bağlanmaktadır. Çatı ya da vinç kirişleri kolondaki konsollara
oturmaktadır. Bu konsollardan çıkan f 12-20 çapındaki iki donatı kiriş ucundaki
deliklerden geçmekte ve bu deliklerin çevresi harçla doldurulmaktadır.Çatı
kirişleri birbirlerine dik yönde aşıklarla bağlanmaktadır. Aşıklar kirişlere
oturmaktadır. Bu noktalarda aşıkların uçlarındaki deliklerden kirişlerden çıkan
donatılar geçmektedir. Bu demirlerin çevresi daha sonra harçla doldurulmaktadır.
Bu sistemde kolonlarla kirişler arasındaki bağlantı moment almayan
“mafsallı”bağlantıdır. Kirişi mesnette tutan bir diğer değişle kirişin boyuna
doğrultusunda kayıp düşmesini önleyen ara yüzeydeki sürtünme kuvveti, bu kuvvet
kirişin ağırlığı ve sürtünme katsayısına bağlıdır, ve donatının enkesitinin
sağladığı kesme dayanımıdır Şekil-3.Bu arada plandan bakıldığı zaman ise kiriş
ucundaki delikler arasındaki beton alanının ve eğer varsa bu bölgedeki kiriş
donatısının da çekme etkisi altında oldukları anlaşılacaktır. Şekil-3.
Kirişlerin düzlemlerine dik yönde gelen kuvvetleri yine konsol ile kiriş
arasındaki sürtünme kuvveti, yine düşey kiriş yükü ve sürtünme katsayısına
bağlıdır, aşıkların verdiği yanal destek ve gusseden çıkan donatıların kesmeye
ve daha önemlisi eğilmeye dayanımlarıdır. Bu arada bu yanal kuvvetin yaratacağı
devrilme momenti etkisine, karşı koyan moment, düşey yükün konsol kenarı
çevresinde oluşturacağı karşı yöndeki momenti karşı koyacaktır.
DEPREMDEKİ HASAR
27Haziran 1998 Depreminde bu yapı sisteminde iki türlü hasar olmuştur.
Birinci tür hasar çatı kirişinin yana devrilerek mesnetten düşmesi ve bu
sırada kiriş üzerindeki gusseden çıkan ve kirişin ucundaki beton lanmış delikten
geçen donatılar bükülmüş ve delikten çıkmış ve devrilen kiriş yere
düşmüştür.Kiriş devrilirken üzerine oturan aşıklar, kirişlerden çıkan ve
aşıkların uçlarındaki deliklerden geçen 5-6 cm uzunluğundaki demirlerden
kurtularak yere düşmüştür. Aşıkların ucundaki delikten geçen 5-6 cm
uzunluktaki kirişe ankrajlı demirler aşıkların uçlarındaki deliklerden kurtulmuş
ve aşıklarda yere düşmüştür. Bu arada kirişlerin düşmemekle birlikte pek çok
yapıda kirişlerin oturduğu konsolun kenarlarında betonda ezilmeler
gözlenmiştir.Bu durum kirişlerin yanal devrilme sorunun oldukça yaygın olduğunun
bir başka kanıtıdır.
Bu hasar görünümü prefabrike sistemin üçgen kirişlerinin yeterli yanal
bağlantısının olmadığını göstermektedir.
20ton ağırlığında olan üçgen kirişin mesnetten yanal olarak devrilmesi
için gereken yanal yük aşağıdaki gibi hesaplanabilir:
Karşı koyan mesnetin kenarına göre moment 10 ton x 0.15 m = 1.5 ton-m
Deviren moment 10 ton x C x 0.78 m = 7.8 C ton-m
Burada C eşdeğer statik yatay kuvvet katsayısıdır 10 ton x C üçgen kirişe
depremde
gelen eşdeğer statik yanal yüktür. 0.78 m değeri ise bu tür kirişler için bir
kaynakta (Zor bozan ve Diğerleri-1998) yapılan bir hesaptan alınan kiriş ağırlık
merkezinin mesnetten yüksekliğidir. Üçgen kirişin devrilmesi için gereken yatay
yük katsayısı :
C= 1.5 / 7.8 = 0.214
olmaktadır.
İkinci tür hasar konsola oturan kirişlerin yanal yüzeylerinde, uçlarında
konsoldan gelen demirlerin içinden geçtiği deliklerin olduğu yerlerde gözlenen
düşey çatlaklardır. Bazı yapılarda kirişlerin bir uçları konsoldaki
demirlerden kurtularak yere düşmüştür. Bu arada kirişin ucu konsolun ucundaki
betonu da ezmiştir. Bu arada konsoldaki demirler de bükülerek kiriş
uçlarındaki deliklerden çıkmıştır.
Adana Organize Sanayi Bölgesinde ve Ceyhan yakınlarında bu prefabrike yapı
sistemi ile yapılmış çok sayıda yapıda her iki tür hasar gözlenmiştir.
Çatı kirişlerinin Doğu-Batı yönünde uzandığı yapılarda 1nci tür
hasarın,kirişlerin yanlamasına devrilmesi, daha çok olduğu izlenimi
edinilmiştir.
Üçgen kirişlerin yanlamasına devrilerek yıkılmasında mesnetten çıkan ve
kiriş ucundaki deliklerden geçen filiz demirlerinin boylarının “çok” kısa olduğu
ve bu deliklerin yeterli bir biçimde betonlanmadığı ya da bu deliğe konulan
şerbetin ya da harcın yeterli dayanımda olmadığı ve bu iki ayrıntının eksiksiz
sağlanması durumunda yıkılmanın olmayacağı da ileri sürülmüştür(Zor bozan ve
Diğerleri-1998). Özellikle üçgen kirişlerden çıkan ve aşıkların uçlarındaki
deliklerden geçen filizlerin boyları 5-6 cm gibidir. Bu kadar kısa filizlerin
çevrelerinde beton da olsa yeterli gerilmeleri betona aktarması güçtür.Ayrıca
kiriş ve aşığın yüksek dayanımlı ve fabrikada kür edilmiş betonları ile deliklere
şantiyede konulan betonun birbiri ile kaynaşması da güçtür. Farklı zamanlarda
dökülen betonlar arasında kaynaşmanın güç olduğu bilinmektedir. Ayrıca şantiye
betonunun fabrikada dökülmüş ve küredilmiş betonla aynı dayanımda olması da
güçtür.
Bu yapılarda kolonların çanak temellerinde kolon ile çanak temel arasındaki
boşluğa konulmuş betonda herhangi bir çatlama, ezilme ve açılma gözlenmemiştir.
Bu durum kolonların gerçektende temele ankastre olarak bağlı olduğunu
göstermekte ve yapılmış bir deneysel çalışmanın (Karadoğan ve Diğerleri-1997)
geçerliliğini kanıtlamıştır. Bu arada bazı yapılarda çanak temele oturan
kolonların alt uçlarına yakın yerlerde eğilme çatlaklarının olması da kolonların
çanak temele ankastre olarak bağlandığının bir başka kanıtıdır.
Bu arada kirişlerinde hiçbir türde düşme yada devrilme olmayan pek çok
prefabrike
yapıda kolonların alt uçlarına yakın yerlerde eğilme momenti çatlakları ve
gusselerin üst yüzey yan köşe uçlarında ezilmeler de gözlenmiştir.
Ancak bu deprem bu tip çanak temelli prefabrike yapılarda çanak temelin
kolonların alt ucunun ankastreliğini sağlayıp sağlamadığından daha önemli
sorunu olduğu göstermiştir. Çatı kirişi kolona bağlanamamış, kolonun
konsolu üstünde çok tehlikeli bir biçimde, her an düşmeye hazır, durmaktadır.
Gözlenen hasar bu çerçeve sistemli prefabrike yapıların deprem açısından
yetersiz olduğunu göstermiştir. Bu çerçeve sistemi ile yapılmış çok
sayıda prefabrike fabrika yapısı çok sayıda organize sanayi bölgelerinde
yer almaktadır. Bu sanayi bölgelerinin önemli bir bölümü deprem tehlikesi Adana
Sanayi bölgesinden çok daha yüksek düzeyde deprem tehlikesi altındadır.
SİSTEMİN DİNAMİK ÖZELLİKLERİ VE DEPREM KUVVETLİ YER HAREKETİ
27Haziran 1998 Depreminin kuvvetli yer hareketinin (Şekil-4) kaydedildiği
depremin merkezine en yakın nokta Ceyhan’dır. 5.9 mağnitüdlü depremin en büyük
yer ivmesi Doğu-Batı yönünde0.28 g ( 275 cm/sn2’dir). Adana Organize Sanayi
Bölgesi depremin merkezine hemen hemen Ceyhan ile aynı yakınlıktadır. Ancak
Organize Sanayi Bölgesinin zemini, Ceyhan Nehrinin yatağından oldukça uzakta
olduğu için, Ceyhan kent merkezine göre biraz daha “sıkı” bir zemin olabilir.
Bunun sonucu eğer Organize Sanayi Bölgesinde de bir kuvvetli yer hareketi
kaydedilmiş olsaydı hem yer ivmesinin uç değeri biraz daha küçük ve kuvvetli yer
hareketi içinde hakim titreşimlerin olduğu periyotlar biraz daha küçük
olabilirdi.
Yinede Organize Sanayi Bölgesindeki yapıların bu depremin Ceyhan’da
ölçülen kuvvetli yer hareketi kaydına benzer bir kuvvetli yer hareketi ile
zorlandıkları kabulü gerçekten pek uzak değildir.
Söz konusu prefabrike çerçeveli yapıların yüksek olmaları, 7.00-7.50 metre
onların
tek katlı olmalarına rağmen oldukça uzun periyotlu olacaklarını
göstermektedir.Kolon boyutları 35x70 cm ve üst uçları mafsallı olan bu yapılarda
kolonlar bir uçlarından zemine ankastre, üst başlarından da birbirlerine
“bağlantı”elemanları ile bağlı oldukları kabulüne göre hesaplanmış yay
katsayıları(k) ve kütleleri dikkate alındığında titreşim periyotları çerçeve
yönünde0.5 saniye, diğer yönde 1.0 saniye civarında olmaktadır. Bu hesap
çerçeve yönünde 20 metrelik iki açıklığı, diğer yönde 7 adet 7.50 metre
aralıkla konulmuş çerçevesi olan bir prefabrike yapı için yapılmıştır.
Bu yapılarla aynı sistemli Ankara Sincan Organize Sanayi Bölgesindeki
bir prefabrike yapının ölçülen ve hesaplanan periyotları çerçeve ve dik yönde
aşağıdaki gibidir:
|
|
Çerçeve yönü |
Uzun Yön |
|
Ölçülen Periyot |
0.754 sn |
0.23 |
|
Hesaplanan Periyot |
0.788 sn |
0.747 sn |
Periyot ölçülen yapı çerçeve yönünde 15.00 metre açıklıklı iki
holden oluşmaktadır.Yapının uzun yönünde 7.5 metre açıklıkla konulmuş 9 çerçeve
yer almaktadır. 15.00 metre açıklıklı üçgen çerçeve kirişleri mesnetlerde0.50 m
açıklıkta 1.20 metre derinliğindedir. Kolonlar 0.40 x 0.40 metre enkesitindedir.
Kolonların yüksekliği ise 6.00 metredir. Binanın çatısı ondüleli sac üzerinde
ondüleli asbestos kaplıdır.
Binanın uzun yöndeki dış cephesinde kolonlar arasında tuğla yığma duvarlar
vardır.Kısa yönde, çerçeve yönünde ise hemen hemen bütün kolonların arası
boştur.Bu nedenle uzun yöndeki yapı periyodu dolgu duvarların katkısı nedeni
ile çok farklıdır. Dolgu duvarlı yapı ile çıplak çerçeveli yapıların periyot
ölçümlerinden betonarme dolgu duvarlı ya da bitmiş yapının periyodu salt
çerçeveli yapının 1nci mod periyodunun 1/3 ile 2/3’ü kadar olduğu gözlenmiştir (Bayülke-1989).
Bu nedenle salt çerçeve rijitliği dikkate alınarak hesaplanmış peryod dolgu
duvarların katkısını da içeren ölçülmüş periyodun 3 katı kadar daha büyük olması
beklenen bir durumdur.
Periyot hesabında kolonların rijitliği (yay katsayısı k ) altta zemine ankastre
üstte serbest kirişin birim uç yükü altında yaptığı ötelenmeden hesaplanmıştır.
Bu periyot ölçümünün amacı tek katlı ve kiriş uçları mafsallı betonarme
prefabrike
yapıların titreşim periyotlarının hangi aralıklarda olduğunu belirlemektir. Bu
tek katlı yapılara gelen deprem yükleri yapının 1nci mod titreşim periyodu ile
ilgilidir.
Bu tür prefabrike betonarme çerçeveli yapıların kısa yada çerçeve yönünde
oldukça
uzun, 0.7-1.0 saniye, diğer uzun yönlerinde de oldukça kısa,0.25-0.35 saniye
periyotları, olabilir.
Kısa yönde uzun periyotlar, depremlerde, bu yönde yapıya büyük spektral yatay
ötelenmelerin;uzun yönde kısa periyotlar ise bu yönde yapıya büyük spektral
ivmeler,kuvvetlerin etkiyeceğini gösterir.
27 Haziran 1998 Adana-Ceyhan Depreminin (Mağnitüd = 6.0) Ceyhan’da
alınmış kuvvetli yer hareketinin ivme ve ötelenme spektrumlarından (İnan ve
Diğerleri-1998)(Şekil-5) bu yapılara gelen spektral ivme ve
ötelenmeler hesaplanmıştır. Yapıların sönüm oranı % 5 alınmıştır.
Ülkemizde şimdiye kadar en büyük genlikli deprem kuvvetli yer hareketi 13 Mart
1992Erzincan Depreminde (Mağnitüd = 6.8) ölçülmüştür. Bu depremin kuvvetli yer
hareketi kayıtlarından hesaplanan spektrumlar (Şekil-6) kullanılarak (İnan ve
Diğerleri-1993) bu tip prefabrike yapılara, bu yapılarda rastlanan titreşim
periyotları aralığında gelebilecek en büyük spektral ivmeler ve ötelenmeler
hesaplanmıştır:
|
|
1998 Adana - Ceyhan Doğu - Batı
Bileşeni |
1992 Erzincan Doğu - Batı Bileşeni
|
|
Periyot (sn) |
Spektral İvme (g) |
Spektral Ötelenme (cm)
|
Spektral İvme (g) |
Spektral Ötelenme (cm)
|
|
Uzun Yön 0.25 - 0.35 |
0.61 - 0.74 |
- |
1.02 - 1.19 |
- |
|
Kısa Yön 0.75 - 1.00 |
- |
7.5 - 8.4 |
- |
13 - 16 |
Yukarıdaki tablo bu tip prefabrike yapılara kısa, çerçeve
yönünde, ve uzun, çerçevelere dik yönde depremlerde gelebilecek spektral yatay
yükler ve ötelenmelerin boyutlarını vermektedir. Bu yük ve ötelenme miktarları
yapıların elastik davranacağı varsayımına göredir.
Ceyhan’daki prefabrike yapıda üçgen kirişin mesnetten düşürecek yatay kuvvet
katsayısı0.214 kadardır. Ceyhan’da ölçülen deprem yer hareketinin spektrumuna
göre yapıya uzun yönde, üçgen kirişlerin devrilme yönünde gelebilecek ivme ve
dolayısı ile yatay yük katsayısı 0.6-0.7 arasında, yıkılma için gerekli olanın 3
katıdır. Mağnitüdü 6.8 olan13 Mart 1992 Depremi kuvvetli yer hareketine göre
gelebilecek spektral ivme 1.0-1.2 g, kirişin yana devrilmesi için gerekenin 5-6
katıdır.
Çerçeve yönünde oldukça uzun periyotlu olan yapının spektral
ötelenmelerden etkilenmesi daha kritik dir. Yapının Ceyhan ivme kaydının etkisi
ile 8 cm,Erzincan ivme kaydının etkisi altında 15 cm kadar spektral ötelenmesi
beklenmelidir. Bu miktarlar 7.50 metre yapı yüksekliğinin 1/100 ile
1/50’sikadardır.
Burada bu tip yapıların bulunduğu 1nci derece deprem bölgelerinde yer alan
organize sanayi bölgelerinde M = 7.5 mağnitüdlü depremlerin beklendiği ve bu
depremlerde yer hareketinin en büyük ivmeleri 0.70-0.90 g kadar olabilir.
DEPREME DAYANIKLI YAPI TASARIMI İLKELERİ
Depreme dayanıklı yapı tasarımın temel ilkesi şiddetli depremin (M ³
6.5-7.0)enerjisinin elastik olmayan deformasyonla tüketilmesidir. Yerinde
dökme betonarme çerçeveli yapılarda deprem enerjisinin tüketilmesi
çerçeveler de rijit kiriş uçlarının mafsallaşması ile sağlanacağı kabul edilir
(Şekil-7). Oysa bu sistemde kiriş uçları daha yapının doğuşunda mafsallıdır. Bu
prefabrike sistemde deprem enerjisi nasıl tüketilecektir.
Yapıların elastik deformasyonlarla enerji tüketimi çok sınırlıdır. Enerji
tüketimi elastik limit ötesindeki kalıcı şekil değiştirmeler ile
sağlanmaktadır.Elastik şekil değiştirme limiti ötesinde kopmadan önce olan
kalıcı şekil değiştirmenin elastik limit şekil değiştirmesine oranı
“süneklik”olarak tanımlanmaktadır. Bu oranın yüksek olduğu yapı elemanları ve
yapılar“sünek yapı” olarak tanımlanmaktadır. Kopmadan önce büyük kalıcı uzamalar
yapan malzeme çeliktir. Çelik kopmadan önce % 10-20 kadar uzayabilmektedir.
Betonarme yapıda deprem enerjisi tüketimi donatının kopmadan önce uzaması ile
sağlanmaktadır.
Kiriş uçlarında mafsallaşmanın koşulları vardır: 1-Kiriş boyuna donatıları kolon
içinde sürekli ve yeterli ankraj boyunda uzanmalıdır, 2-Beton ile donatı arasında
aderansın yitirilmemesi için beton enine donatı ile sarılmış olacak ve 3-Kiriş
donatısının basınç etkisi altında burkulmaması için enine donatı (etriyelerle)
yeterli aralıklarla sarılmış olacaktır. Böylece beton donatı ile birlikte yük
taşıyabilecek, birbirlerine yük aktarabilecekler, donatı betondan sıyrılmayacak
ve de burkulmayacaktır.
Prefabrike yapıların “mafsallı” kiriş-kolon birleşimleri yukarıda anlatılan
sünek davranış ve deprem enerjisi tüketme kurallarına uymamaktadır.
Aslında yapıların enerji tüketebilme güçleri yatay yük-ötelenme eğrilerinin
altındaki alanın büyüklüğü ile değerlendirilmelidir. Yapıların deprem
davranışlarını en iyi belirleyen “histeresis eğrisi”dir. Bu eğri yapı elemanın
yönü değişen, tersinir, yükler altındaki davranışını gösterir. Şekil-8’de uygun
histeresis eğrileri verilmektedir. Yapı elemanları ve yapıların deprem enerjisi
tüketme güçleri bir diğer deyişle kalıcı şekil değiştirme ile enerji tüketme
güçlerinin elastik şekil değiştirmeli enerji tüketme güçlerine oranı R
katsayısı denilen bir katsayı ile ifade edilir. Kalıcı deformasyonla enerji
tüketme güçleri yüksek olan yapıların R katsayıları büyüktür. Bu yapıların daha
küçük bir yatay yüke elastik olarak dayanmalarına izin verilir.
Çünkü bu yapıların kalıcı şekil değiştirme ile enerji tüketme güçleri
yüksektir.Öte yandan depremde “elastik” kalacak ya da kalması istenen yapıların
R katsayısı =1.0 olur. Böyle bir yapı depremde kendisine gelebilecek en
büyük yatay deprem yükü altında kesitlerinde en küçük bir çatlak olmayacak
biçimde tasarlanır ve deprem hesap yükü çok büyük alınır.
“AfetBölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik” te bu tip tek katlı ve
prefabrike yapılar için R-katsayısı Tablo-6.5 satır 2.2’de “Deprem
yüklerinin tamamının , kolonları temelde ankastre, üstte mafsallı tek katlı
çerçevelerin taşıdığı binalar “süneklik düzeyi yüksek” olarak nitelenmekte ve 5.0
olarak alınmaktadır. Bu kabul bu prefabrike yapıların hesap
yüklerinin belirlenmesinde kullanılan yer ivmesinin 5 katı deprem maksimum
ivmesinin kalıcı ötelenme yaparak karşı koyabileceği anlamına gelmektedir.
IInciderece deprem bölgesinde yer ivmesi 0.30 g olarak verilmektedir. Eğer bu
yapısistemi “sünek” ise hesap kuvveti katsayısı (bir bakıma C katsayısı)0. 30 /
5 = 0.06 olmaktadır. Üçgen kirişin devrilmesi için gereken yatay yükkatsayısı
0.214 olması durumunda R katsayısı, gelen yatay yük katsayısı/ hesap yatay yükü
katsayısı ilişkisinden gidilerek 0.214 / 0.06 = 3.6olmaktadır. Yapı da eğer
gerçekten R = 5 olsaydı kirişin 0.214 gibi bir Cyatay yük katsayısının etkisi
altında değilde 0.30 gibi bir yatay yükkatsayısının etkisi altında devrilmesi
gerekirdi.
Öteyandan gerek 6.0 Mağnitüdlü Adana-Ceyhan, gerekse 6.8 mağnitüdlü
Erzincandepreminin kuvvetli yer hareketlerinden hesaplanmış ivme ve
ötelenmespektrumları bu yapılara gelen ivmelerin 0.6-1.2 g düzeylerinde
olabileceğinive üçgen kirişlerin devrilmemesi için bu ivmelerin yarattığı
kuvvetleredayanabilecek bir biçimde kolon uçlarına bağlanmalarının gerektiğini
göstermektedir.
SİSTEMİN YANAL YÜK ALTINDA YIKILMA İLİŞKİSİ
Tekkatlı, 2 açıklıklı kiriş uçları mafsallı ve mafsallı olmayan iki
çerçeveninyatay yükler altında yıkılma ilişkisi DRAIN-2DX programı ( Prakash
andPowell-1992) kullanılarak hesaplanmıştır.
Çerçeveler7.50 metre yüksekliğinde ve 20.00 metre açıklığındadır. Kolonların
enkesiti 35 x 70 cm (çerçeve yönünde 70 cm), donatısı 10 f 18 mm
çapında,donatının akma dayanımı 4.2 ton/cm2, ve betonun silindir basınç
dayanımıise 200 kg/cm2 alınmıştır. Bu en kesitin moment - eksenel yük eğrisi
Şekil -9‘da verilmektedir.
Kirişyüksekliğinin açıklık ortasında 1.40 metre, mesnetlerde 0.40 metre
olduğukabul edilmiştir. Kiriş genişliği 0.30 metre alınmıştır. Karşılaştırmaiçin
yapının birinde, kirişlerin kolona ankastre olarak bağlanmış olduğukabul edilen
yapıda, kirişin ucunda toplam % 1.0 oranında alt ve üst donatıolduğu, beton ve
donatı dayanımlarının aynı kolondaki gibi olduğu kabulüile eğilme momenti
hesaplanmıştır. Diğer yapıda ise kolon-kiriş bağlantısınınmafsallı olduğu kabulü
ile moment taşıma gücü çok küçük bir değer alınmıştır.
Şekil-10’da her iki yapının yatay yük – yatay ötelenmeilişkisi verilmektedir.
Kiriş uçları mafsallı yapının enerji tüketimi veelastik olarak karşı
koyabileceği yatay yük düzeyi yarı yarıya daha azdır.
Eğerkiriş ucunun moment kapasitesi kolonun eksenel yükü olmadığı zamankimoment
kapasitesine eşit olan bir yapının yatay yük - yatay ötelenme ilişkisikiriş
uçları mafsallı yapının yatay yük – yanal ötelenme ilişkisine göreçok daha üstün
olmaktadır.
Bunedenle kiriş uçları mafsallı yapının “Afet Bölgelerinde Yapılacak
YapılarHakkında Yönetmelik” uyarınca deprem enerjisi tüketme gücünün birifadesi
olan “sünekliği” açısından “sünekliği yüksek” yapılarolarak sınıflandırılması
doğru değildir.
DİNAR 1995 VE ERZİNCAN 1992 DEPREM KUVVETLİ YERHAREKETİ KAYITLARI
ALTINDA DAVRANIŞ
Yukarıda tanımlanan çerçevelerin her iki depremin kuvvetli yer hareketleri ile
zorlanmaları DRAIN2-DX programı kullanılarak incelenmiştir. 1995 Dinar Depremi
kuvvetli yer hareketi 6.0 mağnitüdlü bir depremin kuvvetli yerhareketidir. En
büyük yer ivmesi 0.30 g kadardır. 1992 Erzincan Depremi ise6.8 mağnitüdlüdür. Bu
depremde ölçülen en büyük yer ivmesi 0.50 gkadardır. Bir bakıma 1995 Dinar yer
ivmesi yaklaşık “Orta” şiddetli,1992 Erzincan yer ivmesi ise “Çok” şiddetli bir
depremin yer ivmesine karşılıkolarak alınabilir. Bu kayıtlarda yer hareketinin
güçlü olduğu periyot aralıklarıfarklı olabilir.
DRAIN2-DX bilgisayar programı ile deprem kuvvetli yer hareketi altında incelenen
çerçevelerinözellikleri artan yanal yük altında yıkılma ilişkisi olan çerçeve
ileaynıdır. Çerçevenin ağırlığı yaklaşık 40 ton olarak alınmıştır.Program
yapının titreşim periyodunu 0.352 saniye olarak hesaplamaktadır.
Şekil-11 ve Şekil-12’de kiriş uçları “moment taşıyabilen” ve“moment taşımayan”,
bir diğer deyişle kiriş uçları ankastre vemafsallı olan tek katlı iki açıklıklı
çerçevelerin deprem kuvvetli yerhareketleri altında yaptıkları ötelenmeler
verilmektedir. Kiriş uçlarımafsallı yapı her iki deprem altındada kiriş uçları
moment alan yapıya göreçok daha büyük ötelenmeler yapmaktadır. Mafsallı yapı,
üçgen kirişleryönünde, 1992 Erzincan depremi yer hareketinin ivmesinin etkisi
altında 13.00cm kadar ötelenmektedir. Bu yapının 7.50 metre olan yüksekliğinin
yaklaşık1/60’ı kadardır. 1995 Dinar ivmesi altında bu miktar 8.5 cm kadardır,
yapı yüksekliğinin yaklaşık 1/90’ı kadardır. Kiriş uçları moment taşıyanyapıda
ise bu değerler sırası ile 1992 Erzincan depremi yer hareketininetkisi altında
4.0 cm ve 1/190 ve 1995 Dinar depremi yer hareketinin etkisi altında3.0 cm ve
1/250 kadardır.
Şekil-13 ve Şekil-14’de 1992 Erzincan deprem kaydı altında kiriş uçları mafsallı
ve moment alan sistemlerin yatay yük ve ötelenme “histeresis” eğrileri
verilmektedir. Bu iki eğrinin karşılaştırılması kiriş uçları moment
taşıyançerçevenin üstünlüğünü kesin olarak göstermektedir. Kiriş uçlarımafsallı
sistemin enerji tüketme gücü çok daha azdır. Ayrıca mafsallısistem çok büyük
yanal ötelenmelerle zorlanmaktadır: 14 cm yada 14 cm / 750cm = yapı
yüksekliğinin 1/60’I kadar.
Kirişucu mafsallı olan sistem , şiddetli bir depremde (M ³ 7.0), eğer 7.50
metreyüksekliğindeki kolon ucunun 15.00 cm kadar ötelendiği zaman
yıkılmıyorsayada kullanılabilme işlevini yitirmiyorsa sistem için olumsuz bir
durum olmadığıkabul edilebilir. Bu durumun bir depremde yaşanarak kanıtlanmasını
beklemekyerine deneysel olarak kanıtlanması gerekir. Eğer deneyler bu sistemin
buoranda (1/60) bir yatay ötelenmeye dayanamadığını gösterirse gereken
önlemlerinalınması gerekir. Sistemin eğer deneylerle kanıtlanmış
yetersizliğininvarsa giderilmesi ile Türk Sanayii büyük bir yıkımdan
kurtarılmışolacaktır.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Sistemindeprem açısından ayrıntılı ve deneysel bir değerlendirmesi
yapılmadanyalnızca üçgen yanal olarak kirişlerin düşmesini önleyecek çözüm
önerilerive ayrıntıları üzerinde yoğun çalışmalar yapılmamakta yalnızca
mühendisliksağduyusundan kaynaklananan görüşler ileri sürülmektedir. Bunlardan
bazılarıaşağıda verilmektedir:
1-Kirişucundaki delikten geçen filiz demirlerinin uçlarında diş açılması
veburaya bulon takılarak sıkıştırılması Şekil-15
2-Diğerbir öneri kirişin yanına yerleştirilmiş çelik levhaların kolondakikonsola
konulmuş çelik levhaya kaynaklanması, Şekil-16. Burada hem kirişteki hemde kolon
konsolundakilevhalara kaynaklanmış ankraj donatıları kolon ve kiriş betonları
içindeyeterli aderans boyutunda gömülmelidir.
3-Birdiğer çözüm Şekil-17’degösterildiği gibi kirişi çelik bir yuva içine alma
ve bu kirişin ortasındanbir pim geçirerek özellikle çelik köprü ayaklarındakine
benzeyen klasikbir “mafsal” oluşturmaktır.
4-Şekil-18 Ceyhan’da yıkılmış bir prefabrike yapıda malsahiplerinin ( Çoşkunlar
Ltd. Şirketi) bulduğu kirişi ucunu ve konsolubirbirine kaynaklı çelik levhalarla
“sarma” yöntemidir.
Birbaşka çözüm üçgen kirişlerin birbirlerine yanal destek sağlayacak
biçimdegövdelerinden birbirine bağlanmasıdır. Bu bağlantı aşıkların
sağladığıbağlantıdan ayrıca olacaktır. Bu bağlantının uygulanması için kiriş
gövdesindeözel ayrıntılar geliştirilmesi gerekmektedir. Burada önerilen yöntem
çelikçatı makaslarının birbirlerine diyagonal elemanlarla bağlanmasıdır.
Budiyagonal elemanlar yatay düzlemde, üçgen kirişlerin alt yüzünde yadadiyagonal
biçimde bir üçgen kirişin gövdesine alt yüzüne yakın yerden“bağlanan”
diyagonalin yanındaki üçgen kirişin üst yüzüne yakın biryere “çelik” elemanla
bağlanması. Bir başka öneri kolonların üst başlarınıngergi demirleri ile
diyagonal kolonlara bağlanmasıdır. Yaklaşık 20.00 metreaçıklıklı ve 7.50 metre
aralıklı çerçeveler için 21.35 metre uzunlığundagergi çubuğu söz konusudur. Bu
çubuğun bir depremde basınç altında ikenetkisinin ve davranışının nasıl olacağı
denemeye değerdir.
Kirişucunun konsola kaynaklanması yöntemi son 1994 Northridge ve 1995
Kobedepremlerinde çelik yapılarda gözlenmiş kaynaklı bağlantı hasarları
karşısındabaşlatılan kaynaklı çelik yapı birleşimleri sorunlarının
araştırılmasıçalışmalarının ışığı altında tasarlanmalıdır. Bu iki depremdensonra
depreme dayanıklı moment taşıyan kaynaklı kolon-kiriş birleşimlerüzerinde
başlatılan deneyler bir paranoya değilse ortada çok ciddi bir“kaynaklı birleşim
ve kaynak“ sorunu olduğunu göstermektedir. Bu araştırmalarınsonucu belli olmadan
“kaynaklı” birleşimin “çözüm” olarak kabulügerçekçi değildir. Genel olarak
şantiyede yapılan kaynakların kalite veyeterli dayanım sorunları olmaktadır.
Bütünönerilen ve uygulanan çözümlerin Sistemin deprem davranışını belirlemekiçin
denenmesi gerekir. Gerçek deprem yer hareketi altında yapıyagelebilecek yatay
yükler ya da yatay ötelenmelerin etkisi altında şu andakullanılan ek yerinin
davranışı belirlenmelidir. Ayrıca davranışı iyileştirmekiçin önerilen çözümlerin
ve ayrıntıların da denenmesi gerekir. Orta DoğuTeknik Üniversitesinde denenen
imalatçı firmaların “özgün” prefabrikeyapı birleşim detaylarının hepsinin deprem
açısından “geliştirilmesive iyileştirilmesi” gerekmiştir. Yine bu deneylerde
kaynaklı bağlantısorunları ile çok sık karşılaşılmıştır (Ersoy ve
diğerleri-1993) .
Çözümlerinyapının deprem güvenliği açısından yeterliliğinin kanıtlanması
yanındauygulanabilirliğinin kolaylığı ve prefabrikenin çok önemli avantajı
olanhızlı inşaata ne kadar uygun olup olmadığı ve de maaliyeti de önemlidir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
27Haziran 1998 Adana-Ceyhan depreminde burada tanıtılan özelliklerdekiprefabrike
çerçeveli yapılarda olan hasar bu yapı sisteminin şu andaki yapılışbiçiminin
deprem dayanımının yetersiz olduğunu göstermektedir.
Buyapı sisteminin daha büyük ( M ³ 6.5-7.0 ) bir depremde davranışınındaha da
yetersiz olacağı bu çalışmada görülmektedir.
Buyapı sisteminin mevcut durumu ile şiddetli bir depremin getireceği
yükleraltında davranışının deneysel olarak belirlenmesi ve gerekli
iyileştirmeayrıntılarının geliştirilmesi ve bu gelişmiş ve daha dayanıklı bir
yapıolmasını sağlayacak ayrıntılarla da denenmesi gerekmektedir.
Budeprem güvenliği kuşkulu yapıların üzerini örttüğü Türk Sanayii ciddibir
tehlike altındadır.
KAYNAKLAR
Bayülke,N. (1989) "Depremler ve Depreme Dayanıklı Betonarme Yapılar”Teknik
Yayınevi, Ankara
Ersoy,U., Tankut, T., Özcebe, G., ve Yağcı, S. (1993) “Önüretimli Betonarme
YapılardakiKolon-Kiriş Birleşimlerinin Deprem Davranışı” 7nci
PrefabrikasyonSempozyumu, “Prefabrike Yapı Sistemleri ve Düğüm
Noktaları”,Bildiriler Kitabı, Türkiye Prefabrike Birliği, Ankara 1993
Karadoğan,F., Yüksel, E. ve İlki, A. (1997) “Çıplak Çerçevelerin Şekil
Değiştirmesive Sünekliği” 1nci Türk-Japon Deprem Mühendisliği SemineriMart 1997
Istanbul (İngilizce)
İnan,E., Çeken, U., Çolakoğlu, Z., Gürbüz, M., Uğraş, T. ve Köse, E.
(1998)“Kuvvetli Yer Hareketi İvme Kayıtları” Adana-Ceyhan Depremi,
http://angora.deprem.gov.tr/adanarp.html
İnan,E., Güler, H.,ve Çoruh, E. (1993) “Bölüm-VII Kuvvetli Yer Hareketi
KayıtlarıI"13 Mart 1992 Erzincan Depremi Raporu, Editör, N. Bayülke,
Bayındırlıkve İskan Bakanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Deprem
AraştırmaDairesi, Ankara, Haziran 1993
Paulay,T.and Priestley, M., J., N. (1992) "Seismic Design of ReinforcedConcrete
and Masonry Buildings" John Wiley & Sons, Inc.
Prakash,V. and Powell, G.H. (July-1992) "Drain-2DX, User Guide"Dept. of Civil
Engineering, U. of California, Berkeley California
Zorbozan,M.,Barka, G., ve Sarıfakıoğlu (Eylül 1998) “Ceyhan Depreminde Prefabrik
YapılardaGörülen Hasarlar, Nedenleri ve Çözüm Önerileri” BetonPrefabrikasyon ,
Eylül 1998, sayfa 20-24, Türkiye Prefabrik Birliği,Ankara
NejatBAYÜLKE ,
bayulke@deprem.gov.trEarthquake Research Department -ANKARA
Adana: Adana-Ceyhan Depreminin 8. Yılı
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Adana Şubesi
Bilimsel Teknik Kurul Üyesi Yrd. Doç. Dr. Altay Acar, yüzde 93'ü aktif deprem
kuşağında olan Türkiye'de doğal afetlere karşı yeterli tedbirin alınmadığını
söyledi.
TMMOB
Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Adana Şubesi Bilimsel Teknik Kurul Üyesi Yrd.
Doç. Dr. Altay Acar, yüzde 93'ü aktif deprem kuşağında olan Türkiye'de doğal
afetlere karşı yeterli tedbirin alınmadığını söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Altay Acar, JMO Adana Şube Başkanı
Mehmet Tatar ile birlikte, 27 Haziran 1998
tarihinde meydana gelen Ceyhan depreminin 8. yılı nedeniyle bir basın toplantısı
düzenledi. Acar, 145 vatandaşın ölümüne, çok sayıda insanın yaralanmasına, 8 bin
870'i ağır olmak üzere 61 bin 231 konut ve 402'si ağır olmak üzere toplam 3 bin
713 işyerinin hasar görmesine neden olan depremin üzerinden 8 yıl geçmesine
rağmen hala geleceğe yönelik tedbirler alınmadığını ifade etti. Yüzde 93'ü aktif
deprem kuşağında olan ülkede, uyarılar dikkate alınmadığı için doğa olaylarının
afete dönüştüğünü, depremlerde binlerce insanın öldüğünü ve önemli maddi
kayıpların oluştuğuna işaret eden Acar, deprem, heyelan, sel, çığ gibi doğal
afetlerin her yıl ortalama Gayri Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) yüzde 3'ü oranında
zarara neden olduğunu kaydetti. Acar, şunları söyledi:
"Bölgemiz deprem bölgesi olduğuna göre, günümüzde ya da gelecekte şu ya da bu
şiddette depremler olacaktır. Önemli olan deprem öncesi olduğu gibi sonrasında
da gereken önlemleri almaktır. Depremlerden en az zararla kurtulmak ve gerekli
önlemleri almak elimizdedir. Bunun için yeni yerleşim alanlarının seçiminde,
afet tehlike haritaları, mühendislik jeolojisi ve hidrojeoloji haritaları, mikro
bölgelemeyle plana esas jeolojik-jeoteknik etütler gibi temel verilere
dayandırılmasını, afet tehlike ve risk verilerinin yönlendirici kabul edilmesini
sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Ülkemizde yaşanan 3 büyük depreme rağmen
yapı denetimi ciddiye alınmamıştır. 595 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname yayımlanmıştır. 19 il pilot bölge olarak seçilmiştir. Adana
bunlardan birisidir. Ancak uygulamada hala aksaklıklar yaşanmaktadır. Afetler
Yasası ve İmar Yasası akıl, bilim, mühendislik normlarını temel almak üzere ve
meslek odalarının görüşleri alınarak yeniden düzenlenmelidir." (İhlas Haber Ajansı) 26.06.2006
02 Eylül 1999-HÜRRİYET
Duygularımı yitirdim
Geçen yılın haziran sonunda meydana gelen 6.3 şiddetindeki Adana depreminde
kendini sokağa atan, yıkılmamış bile olsa aylarca evine dönemeyen Adanalılar
var.
Sonunda, kimi sakinleştirici
ilaçla, kimi birkaç duble alkolle içeri girip uykuya geçebilen, sonra da
korkularını yavaş yavaş unutan bu insanlar Marmara depremini duyunca ne yaptı?
İKİ AY UYUYAMADIM
İnşaat Mühendisi Mehmet Gedik,
evi yıkılmasa, herhangi bir yakınını kaybetmese de Yeni Baraj'ın kıyısında
birkaç ay kamp hayatı yaşayan Adanalılar'dan biri...
O dönemi ‘‘korkunç günler’’
olarak tanımlıyor. ‘‘Ki ben bekar bir insanım, bir yakınım filan ölmedi, evimin
duvarlarında çatlaklar oluştu sadece. Buna rağmen, geri dönmem çok uzun sürdü.
Üstelik dışarda da olsa, iki ay hiç uyumadım.’’
Nasıl uyuyamadığını şöyle
anlatıyor Gedik: ‘‘İki ay boyunca tam uykuya dalacakken, deprem oluyor diye
sıçradım. Oysa ki ben avcıyım, kendimi cesur, hiçbir şeyden korkmaz sanırdım.
Ama böyle bir psikolojik hal oldu bende.’’
TİR TİR TİTRİYORUM
Çareyi alkolle uyumakta bulan
Gedik, akşam işten çıktığında, doğru barajın kıyısına gidiyor, başkalarının
çadırları arasında boş bulduğu bir yere, avcılıkta kullandığı portatif yatağını
iki saniyede kuruveriyormuş. ‘‘Rakı da alıyordum yanıma’’ diyor. Bu arada
psikolojik bir tedavi görmek aklına gelmemiş, ama sürekli kendi kendine telkin
etmeye başlamış. ‘‘İki üç ay sonra hayat normale dönmeye başladı, farkında
olmadan alışıp eski halime döndüm.’’
Eve girdikten sonra da bir süre
rakıyla uyumaya devam etmiş, sonra ona da ihtiyacı kalmamış. Marmara depremini
duyuncaya kadar...
‘‘O korkunç günleri yeniden
hatırladım. Kendimi o insanların yerine koyuyorum ve tir tir titriyorum. Şimdi
de uyuyamıyorum, ama daha çok üzüntüden...’’ diyor.
BEYNİM AYAKLARIMIN ALTINDA
Ali Kayakçı da avcı ve ticaretle
uğraşıyor. ‘‘Aylarca değil, ama birkaç hafta dışarda uyudum’’ diye anlatıyor, o
da. ‘‘Ama bakın, üzerinden 14 ay geçti, şu anda dahi, psikolojik bozukluk devam
ediyor bende. Dışarıdan bir kamyon geçse, ev biraz sallansa, beynim ayaklarımın
altına inmiş gibi oluyor. Hep dinliyorum. Depremin sesini dinliyorum.’’
Kayakçı'nın da evi yıkılmamış,
bir yakınını kaybetmemiş. Ama isyan halinde: ‘‘Kardeşim, yangın olsa kaçarsınız,
gemi batsa can yeleğiyle denize atlarsınız, depremde ne yaparsınız? Biz birşey
yapamadık. Yerimizden bile kalkamadık, sallantıdan.’’
Eşi ve çocukları
İstanbul'daymış, Marmara depremi olduğunda. Onların korkuları da ikiye
katlanmış. iyi ki kendisi Adana'daymış: ‘‘Marmara depreminin etkisi olmaz mı,
bir miktar da olsa, eski korkularım yenilendi. Tedavi görmedim fakat psikolojik
olarak çok iyi olduğumu söyleyemem. Eve giriyorum ama bir iki duble rakı, yarım
Xanax alarak uyuyabiliyorum.’’
HAFİFE ALDIM AMA
Adana'da çalışan kadın doğum
uzmanı Cüneyt İnanç ise Adana depreminden sonra bu korkuları yaşayanları
garipsediğini, doğrusu, korkmadığı gibi pek ciddiye de almadığını söylüyor.
‘‘Hatta, ikinci sarsıntıda
insanların depremden değil de, kendilerini attıkları için yaralanması bana çok
trajikomik gelmişti’’ diyor.
İtiraf etmiyor ama onlarla biraz
dalga geçmişe benziyor. Uzun süre eve giremeyen, parklarda yatan arkadaşlarını
anlamakta güçlük çekmiş.
Üstelik bu arkadaşlarının, maço
kişilikli, silah kullanan, cesur görünen insanlar olduğunu düşününce iyice
şaşırmış.
Ama şimdi? ‘‘Hayatımda ilk
yaşadığım deprem Adana depremiydi, deprem birşey değilmiş, diye hafife almıştım.
Marmara depremi olunca, bizim yaşadığımız şeyden çok farklı olduğunu gördüm.
Gerçek bir dramdı bu. Şimdi bu tablo beni etkiledi. Artık depremden birşey
olmaz, idare eder, kaçarız diye düşünemiyorum’’ diye anlatıyor.
Ve itiraf ediyor: ‘‘Kendime
bunca güvenime rağmen korktum. İnsanlar suyun altına gidiveriyor... Bu durum
beni ürküttü.’’
Duyarsızlık da travmayı
ağırlaştırıyor
ADANA Ceyhan'da 23 yıldır
eczacılık yapan Zehra Benli, Marmara depremini duyduğunda onca ölüme, yıkıntıya
çok üzüldü ama içinden, ‘‘Bırak olsun’’ diye geçirmekten de kendini alamadı.
Çünkü 48 yaşındaki Benli, 14 ay önce Adana'da meydana gelen depremde, babasız
büyüttüğü, üniversiteyi birkaç gün önce bitirmiş 23 yaşındaki kızını yitirmişti.
29 kişiyi de yutarak yerle bir olan 18 daireli, yedi katlı uğursuz ‘‘Uğur’’
Apartmanı'nın inşaat hatası yüzünden çöktüğü o kadar belliydi ki.
Kızının ölümü elbette çok canını
yaktı Zehra Benli'nin; ama sonrasında yaşananlar, açtığı davanın seyri, depremin
hemen ardından verilen sözlerin üç gün sonra unutuluşu, adaletin duyarsızlığı,
onun yaşadığı travmayı kat kat arttırmış durumda şimdi. Hele bir de Ceyhan
müteahhitlerine af çıkarılması, yaşamaya dair son isteğini de yoketmekle meşgul.
‘‘Ben çırpındım, sesimi duyuramadım. Beni anlamadılar... Bu çaresizlik duygusu
insanı ne hale sokuyor anlatamam.’’
YİTİRİLMİŞ DUYGULAR
Zehra Benli, Adana Kozan
doğumlu. Ortaokul yıllarından bu yana Ceyhan'da yaşıyor. Geçen yılın 27
Haziranı'nın akşamüstü saatlerinde, depremden sadece bir saat önce oğluyla
birlikte, Adana'ya doğru çıkmış evden. Geride, kızını ve yardımcısını bırakmış.
Tam Adana'ya vardıklarında olmuş 6.3 şiddetindeki deprem. O an ne hissettiğini
hatırlamıyor; önemli de bulmuyor. Onun için önemli olan, geri döndüğünde
hissettikleri... Ondan sonra hissettikleri ise yok; ‘‘duygularını yitirdiğini’’
söylüyor.
Tedavi filan görmemiş, deprem
olur mu, diye bir daha hiç korkmamış, çünkü umrunda bile olmamış. İçinde kocaman
bir boşluk var; tıpkı bugün, kızıyla birlikte 29 kişiye mezar olan apartmanın
yerinde duran boşluk gibi... ‘‘Açtığım dava devam ediyor ama müteahhit şu an
dışarda, mayosunu giymiş, denize giriyor. Avukatı onu şöyle savunmuştu: ‘Efendim
bu Allahtan gelen birşey!' Sağolsun Ecevit de onları affetti. Peki bizim
içimizdeki yangın nasıl sönecek?’’
CİNAYET ’KİBAR' OLUNCA
Aklı başında, ruh sağlığı
yerinde birinin eline silah alıp adam öldürmeyi düşünmesi mümkün mü? Benli bunu
hakime sormuş, ‘‘Ben şimdi elime silahı alıp bu adamı öldürsem, ne kadar ceza
alırım?’’ Cevap: 24 yıl! ‘‘O zaman bunlar 29 kişiyi öldürmenin cezası neyse onu
niye almıyorlar? Tabii almazlar, onlarınki kibar cinayet! Hem para kazanıyor,
hem insan öldürüyorlar.’’
İşlerin bu şekilde yürümesi,
adaletin ve politikacıların gösterdiği duyarsızlık, Benli'nin yaşadığı üzüntüyü,
acıyı ikiye, üçe, beşe katlıyor. Konuşurken gözyaşlarını hiç tutamıyor. Nasıl,
müteahhitlerin, fazla kata izin veren belediye yetkilisinin suçlarını kanıtlayan
bilirkişi raporunun mahkeme için bir anlamı olmadıysa, hayatın da onun için bir
anlamı yok artık. Daha geçen yıl temmuz ayında ‘‘katil’’ olarak damgalanan,
peşlerine düşülen ve peşleri hiç bırakılmayacak zannedilen sorumluların, üstelik
daha büyük bir depremin hemen ardından affedilmesi, onun inançlarını tıpkı çürük
yapılmış evler gibi yerle bir ediyor.
01 Eylül 1999 HÜRRİYET
Yine sallanmaya başladık
Adanalılar, şu son aylarda tam biraz unutmaya başlamışlardı ki, bir
kez daha uykuları bölündü
Geçen yılın 27 Haziranı'nda bir akşamüstü büyük
bir sarsıntıyla evlerinden fırlayan Adanalılar, üzerlerindeki deprem stresini
yeni yeni atmaya başlamışlardı ki, Marmara depremiyle birlikte eski korkulu
günlerine geri döndüler. ‘‘Bir yıla yakın bir süre, sallanıyoruz hissi devam
etti. Şu son aylarda biraz unutmaya başlamıştık, şimdi yine uykularımız
bölünüyor, sallanıyoruz zannediyoruz ve korkuyoruz’’ diyor, Ceyhanlılar.
Geçen yılın haziran ayının 27. günü, 145 kişinin öldüğü, 3 bin 500
kişinin yaralandığı, 10 binden fazla evin yıkıldığı Adana depremini yaşayanlar, gece uykularını deliksiz uyumaya daha yeni yeni
başlamışlardı ki, onların yaşadığından daha büyük bir deprem Marmara'yı vurdu.
Böylece onlar da tıpkı Erzincan depremini yaşayanlar gibi, zorla
sakinleştirdikleri ruh sarsıntılarına geri döndüler. 14 aydır psikolojik tedavi
görüp son zamanlarda bunu aksatanlar, yeniden uzmanların kapısını aşındırmaya
başladı.
DEPREM ŞAKALARI
Ceyhanlı bir şoför, ‘‘Marmara depremiyle birlikte o eski
sallanma duygusu geri geldi’’ diyor. ‘‘Burada herhangi bir sarsıntı
kaydedilmedi, ama deprem olduğundan emin olanlar çoğunlukta.’’ Bir gazeteci,
bütün yıl boyunca sabah işe gelen
kimi elemanların sık sık ‘‘Abi duydun mu, yine sallandık dün gece’’
dediğini, onun da sık sık Kandilli Rasathanesi'ni aradığını ve herhangi bir
sarsıntı kaydedilmediğini öğrenip diğerlerine aktardığını anlatıyor.
Paranoya, 14 aydır öylesini artmış ki, artık aralarında ‘‘deprem
şakaları’’ yapar olmuşlar. Biri odasına girdiğinde, anlaştığı bir başka
arkadaşı çelik rafları sallıyor ve herkes hep bir ağızdan ‘‘deprem oluyor’’
diye bağırınca, paranoyası olanlar can havliyle dışarı fırlıyormuş. ‘‘Ama son
Marmara depreminden sonra bu şakaları kestik, ayrıca korkular daha anlaşılır bir
hale geldi’’ diyor.
BURADA OLDU SANDIM
Ceyhan'da, 11 yaşındaki kızını kaybettiği deprem dehşetini, Marmara
depremiyle birlikte yeniden içinde büyütenlerden biri de 37 yaşındaki Nigar
Aktan.
Sekreterlik yaparak yaşamını sürdüren Aktan, kızının ölümünden bu
yana zaten eski hayatına dönemediğini anlatıyor. Belli ki 14 ay önce böyle
değilmiş, ama şimdi donuk, kımıltısız bir yüze sahip; yine de duygularını, alçak
ve monoton bir sesle de olsa çok güzel ifade ediyor.
Marmara depremini duyar duymaz, sabahın köründe bilinçsizce sokağa
fırlayıp yollarda dolandığını söylüyor. Ve herşeyin yeniden Ceyhan'da olduğunu
sandığını...
‘‘Mesela yolda yere yatan insanlar gördüm, 'Ay, ölüleri buraya
koymuşlar', dedim. Sinek var dediklerinde, 'enkazdaki cesetlerdendir' diye
düşünüyordum.’’
NORMALE DÖNÜŞ
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Birimleri Bölümü
Başkanı Prof. Banu İnanç da Marmara depremiyle birlikte kendilerine
başvuranların sayısında artış beklediğini söylüyor.
Çünkü anlattığına göre, insanın depremle birlikte varlığını tehdit
altında hissetmesi, bastığı toprağa bile güvenememesi kolay atlatılır bir travma
değil.
Normal hayata dönebilmek aylar alabiliyor. Hele bir de bu felaketle
yaşanan kayıplar varsa; insan sevdiklerini, yaşadığı evi, geçmişini kaybettiyse,
iyileşme süreci daha da uzun sürebiliyor.
DAHA BÜYÜK ACI
Profesör İnanç, yine de daha önce psikolojik bir rahatsızlığı
olmayan insanlarda normale dönüş sürecinin daha kısa sürdüğünü söylüyor; tabii
yakınların, toplumun, uzmanların yardımı olduğu sürece...
‘‘Fakat Marmara depremi bize eski yaşadıklarımızı hatırlattı. Şimdi
insanlar yeniden tedirginlik duymaya başladı. Üstelik bu kez yaşanan, bizim
yaşadıklarımızdan çok daha büyük bir acı. Normale dönmek daha uzun zaman
alabilir’’ diyor.
İNSANLIKTAN ÇIKTIM
‘‘Normal’’e dönmenin o kadar kolay olmayabileceğinin bir örneğini de
Erdoğan Ailesi'nin yaşadıkları ortaya seriyor. Ceyhan'da elektrik malzemesi
satan bir dükkan işleten Enver Erdoğan ve oğulları Ercan ile Erol, 27 Haziran 1998
günü üç kuruş daha kazanmanın peşindeyken, aynı evde bulunan eşlerini
kaybetmişler.
Erol Erdoğan'ın iki yaşındaki oğlu da annesiyle birlikte ölmüş.
Ercan Erdoğan'ın 2,5 aylık oğlu Emircan enkazdan dokuz saat sonra canlı
çıkarılabilmiş.
O günden sonra bir daha kendilerine gelemediklerini anlatıyorlar
hep bir ağızdan. ‘‘Artık mutlu bir aile değiliz. Birbirimizi anlamakta bile
güçlük çekiyoruz.’’ Ercan Erdoğan, daha ileri giderek
‘‘insanlıktan çıktığını’’ söylüyor. ‘‘İlk başlarda anlamıyordum, sonra
giderek çaresizlik, yalnızlık duygusu ağır basmaya başladı. Sürekli huzursuzum.
Tedirginlik duygusu hiç azalmıyor. Marmara depremi olunca acılarımızı unutur
gibi olduk, ama geçecek gibi değil.’’
PSİKOLOĞA PARA YOK
Ercan Erdoğan psikolojik tedaviye ihtiyaç hissettiğini, ancak hala duvarı
çatlak bir evde otururken bir de buna para ayıramayacağını ekliyor. ‘‘Eğer
masraflarım karşılanırsa, çok istiyorum’’ diyor, Çukurova Üniversitesi
Psikiyatri Polikliniği'nin depremden dolayı rahatsızlık hissedenlere ücretsiz
tedavi imkanı sağladığından habersiz.
Geçen yılki depremin üzerinde yarattığı stresten dolayı yedi aylık
bebeğini kaybeden kızkardeşi Meltem Supçin ise konuşurken gözyaşlarını
tutamıyor. Üstelik onun yaşadıkları ikiye katlanmış durumda. Çünkü ‘‘biraz
rahatlayabilmek, unutabilmek için’’ İstanbul'a tatile gitmiş ve orada da
Marmara depremini yaşamış. ‘‘İki gün sokakta kaldım ve iki gün boyunca
gözyaşlarım elimde olmadan akıyordu. Biz nasıl düzeleceğiz bilmiyorum.’’
CANIMDAN BAŞKA
Erdoğan Ailesi'nin ve daha pek çok Ceyhanlı'nın anlattıkları,
deprem şoku yaşayan insanların verebileceği doğal psikolojik tepkiler yanında, ‘‘terkedilmişlik’’ duygusundan gelen bir umutsuzluk durumu yaşadıklarını
da gösteriyor. En yakınlarını kaybettikleri için ‘‘travmatik matem’’
duygusu içine giren, geçmişleri, evleriyle birlikte toprağa gömüldüğü için
kendini güvensiz hisseden insanlar, bir de üstüne, her seferinde söz verilmesine
rağmen ‘‘yaraları sarılmayınca’’ iyice içlerine kapanıp, hayattan
umutlarını kesiyorlar.
Tıpkı Nigar Aktan gibi, ‘‘hayatın zevklerini unutuyor,
öylesine yaşıyorlar.’’ Ercan Erdoğan gibi, duvarı çatlak bir evde
oturmayı umursamıyor, ‘‘zaten neyim kalmış ki benim canımdan başka, onu da
alırsa alsın’’ diye düşünüyorlar. Ya da kızını öldürdüğünü düşünen
müteahhidin peşinde aylarca koşan ama bir sonuç alamayan Zehra Benli
gibi, yeni bir depremden hiç korkmayacak kadar ‘‘duygularını yitiriyorlar.’’
ARTIK MUTLU DEĞİLİZ
Erdoğan Ailesi fertleri, 14 aydır kendilerine gelemediklerini
anlatıyorlar hep bir ağızdan. ‘‘Artık mutlu bir aile değiliz. Birbirimizi
anlamakta bile güçlük çekiyoruz.’’ Ercan Erdoğan, daha ileri giderek
‘‘insanlıktan çıktığını’’ söylüyor. ‘‘Sürekli huzursuzum. Tedirginlik duygusu
hiç azalmıyor. Marmara depremi olunca acılarımızı unutur gibi olduk, ama geçecek
gibi değil.’’
Depresyon ve anksiyete
Çukurova Üniversitesi, Psikiyatri Anabilim Dalı doktorlarından
Şükrü Oğuz, Adana depreminden sonra, sadece kendi çalışma grubuna
başvuranların sayısının 250'ye yaklaştığını söylüyor. Deprem anılarını tekrar
tekrar yaşamak ve uyku bozukluğu şikayetleriyle gelen bu insanlardan yüzde
60'ının tedaviye bu yıla kadar düzenli olarak devam ettiğini anlatan Dr. Oğuz, ‘‘Marmara depremine kadar Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres
Bozukluğu ön plandaydı. Şimdi, Marmara depremi olduktan sonra başvurular arttı
ve bu başvurulardan hastalığın şekil değiştirdiği anlaşılıyor. Şimdi daha çok
depresyon ve anksiyete bozuklukları göze çarpıyor’’ diyor.
Dr. Oğuz'a göre, Adanalılar, psikolojik problemlerini çözmemişlerdi
ama tam depremin anılarını unutmaya başlamışlarkı ki, sorunları geri geldi.
‘‘Daha önce iyi hissetmeye başlayanlar, kendimi kötü hissediyorum, diye geliyor.
Tam olarak tanımlayamadıkları bir kötü hissetme durumu bu. Kimi yakınları ölüp
kendi sağ kaldığı için suçluluk duyuyor, kimi, biz bundan kurtulamadık mı, diye
fobilerle yaşıyor. Çaresizlik de var. İleriye doğru belirsizlikler artınca,
insanların şikayetleri de arttı.’’
Hayata adapte olmaya çalıştım ama olmadı
Deprem günü iki kızı da arkadaşlarındaymış. Küçük kızının misafir
olduğu ev çökmüş; kızı, arkadaşı, arkadaşının annesi ve ablası enkaz altında
veda etmişler dünyaya.
Diğer kızıyla birlikte hayata adapte olmaya çalıştığını ama bunu
başaramadığını anlatıyor Aktan:
‘‘Tedavi de gördüm, ama doktorun verdiği ilaçlar uyuttu, bir yarar
sağlayamadım, ondan da vazgeçtim. Bugüne kadar yaşamak için yapmam gerekenleri
yaparak yaşadım, yani mecburen yemek yemek, su içmek gibi. Kızım da pek iyi
değil ama o genç, gündüz arkadaşlarıyla oyalanıyor, gece olunca ise tedirginlikleri artıyor.’’
29 Ağustos 1999 HÜRRİYET
Cenazeler Gömülüyor
Cenazeler gömülüyor, evler tamir edilecek, yaralar kapanacak, ya
ruh sağlığımız?
Türkiye'de milyonlarca insan, aynı acıları, korkuları yaşıyor.
Yakınlarını kaybedenler tıbbi adıyla ‘‘travmatik yas’’ta. Evinin yerle bir
olması insanlarda pek çok duygusal tepki yaratıyor. Yakınını ya da evini
kaybetmese de depremin dehşetini yaşayanların çoğu ise Akut Stres Bozukluğu'ndan
mustarip. Hepimiz yoğun korku duyuyor, yeniden deprem olacak beklentisi içinde
uyuyamıyoruz. Yaşananlara verilen tepkileri ve ruh sağlığımızı nasıl
koruyabileceğimizi, tecrübeli depremzedeler ve uzmanlar anlatıyor.
Ruhumuzdaki deprem nasıl bitecek
Marmara Depremi onu da hatırlattı: Çok değil, bundan sadece 14 ay
önce Adana da büyük bir deprem yaşamıştı. 10 bin 401 bina yıkılmış, 145 ölüm
olmuş, 3 bin 500 kişi de yaralanmıştı.
Depremin en çok vurduğu yerlerden biri de Ceyhan'dı. Oraya da
kurtarma ekipleri, yardım kamyonları ulaştı. Orada da enkazdan çıkan her ceset
acıyı biraz daha derinleştirdi; saatler, günler sonra canlı çıkarılabilenler
insanları sevince boğdu. Deprem, bir cumartesi günü, akşamüstü
saatlerinde olduğu için can kaybı 145'te kalmıştı, bugünü düşününce neredeyse
azımsanacak bir sayıydı bu. Ama en sevdiklerini kaybedenler, şimdi evlerinin
yerinde yeller esenler, yakınını ya da evini kaybetmese de o şok edici
sarsıntıyı yaşayanların ruh sağlığı 14 ay sonra eski haline kavuşmuş değildi. Ve
Ceyhanlılar Marmara depremiyle birlikte yeniden geçen yılın haziran ayının son
günlerine döndüler.
Tecrübe konuşuyor
Şimdi onlar gibi, Türkiye'nin büyük bir bölümünde milyonlarca insan
aynı acıları, korkuları yaşıyor. Yakınlarını kaybedenler psikiyatri
literatüründeki adıyla ‘‘travmatik yas’’ta. Yakınını kaybetmeseler de depremin
dehşetini yaşayanlar ise Akut Stres Bozukluğu'ndan mustarip. Yüzbinlerce insan,
yokolan sevdiklerinin, geçmişinin gömüldüğü evinin yasını tutuyor. Daha önce
kapısını kapatıp içine girdiğinde güven duyduğu evi ayaktaysa da artık o güveni
hissetmiyor.
Bu tür kayıpları olmayanlar yoğun tedirginlik duyuyor, yeniden
deprem olacak beklentisi içinde uyuyamıyor. Hepimiz yer gerçekten sallanmasa
bile, sallanıyormuş gibi hissediyoruz. Bir çoğumuz çeşitli psikolojik
bozukluklarla boğuşuyoruz. Kimin kendini ne zaman, nasıl tedavi edeceğini,
edemeyenlerin yardımına kimin, ne kadar koşabileceğini de bilmiyoruz henüz.
Bir yıldan fazla bir süre önce bu dehşeti yaşayan Ceyhanlılar,
‘‘Aylar boyunca sallantı olmasa da hep sallandığımızı düşünüyorduk. Tam
rahatlamaya başlamıştık ki... Şimdi yine uykulardan sıçrıyoruz...’’ diye
anlatıyor. Geçen yılın 27 Haziranı'ndan beri evine girmeyen, her gece otomobiliyle sokaklarda dolanan Ceyhanlı daha çok
dolaşacak gibi görünüyor. Gördüğü psikolojik tedaviyi son zamanlarda aksatmaya
başlayanlar yeniden kuyruğa gireceğe benziyor. Depreme 11 yaşındaki kızını
kurban veren Nigar Aktan, ‘‘Ben zaten düzelememiştim. Normal hayat nedir
unuttum. Mecburen yemek yemek, su içmek dışında bir eylemim yoktu. Yalnız
kalmaktan korkuyorum, komşuyu çağırıyorum, Gelince de bir gitse de yalnız
kalsam, diyorum’’ diye anlatıyor.
Gözyaşlarımı tutamıyorum
Evinin enkazı altından annesini, iki yengesini ve bir yeğenini
çıkaran 28 yaşındaki Meltem Supçin ise üç haftalık evliyken meydana gelen
depremden birkaç ay sonra hamile kaldığını, 7 aylık bebeğini yaşadığı stres
yüzünden kaybettiğini anlatıyor ağlayarak. Üstelik Supçin, yaşadığı stresi biraz
olsun azaltabilmek amacıyla geçen hafta İstanbul'a gitmiş ve Marmara depremini
de yaşamış: ‘‘Önceki yaşadıklarım film şeridi gibi geçti gözümün önünden, iki
gün sokakta kaldık ve ben iki gün boyunca ağladım, gözyaşlarımı hiç tutamıyorum.
Biz nasıl düzeleceğiz, bilmiyorum’’
Babası Enver Erdoğan, ‘‘Artık birbirimizi bile anlamıyoruz’’ diyor.
Ağabeyi Erol ise öfkeyle dışa vuruyor duygularını: ‘‘İnsanlıktan çıkmışım, grip
olursun çok ağır olsa da birgün geçer, bu geçmiyor’’ diyor.
SAHADA İLK ARAŞTIRMA
Geçen yıl Adana'da meydana gelen depremin hemen ardından, bölgeye
koşan yardım ekiplerinin içinde bir de psikiyatristlerden oluşan ekip vardı:
Çukurova Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Profesör Bekir Aydın
Levent, Psikiyatrist Sükrü Oğuz, Levent Soylu ve arkadaşları, depremin 7.
gününden itibaren depremzedeler üzerinde çalışmaya başladılar. Yaşanan travmanın
insanlar üzerinde ne kadar etki yarattığını saptamak ve o kriz anında ihtiyaç
hissedenlere geçici tedavi uygulamaktı amaçları. Bu, Türkiye'de depremin
ardından bu kapsamda yapılan ilk araştırmaydı.
İlk ana şok 6.3 şiddetindeydi. İlerleyen günlerde 200 tane artçı
deprem meydana gelmişti. Herşey, insanları sürekli bir yeni bir deprem
beklentisine sokuyordu. Çalışmayı yapanlar gördüler ki, fiziksel hiçbir hasara
uğramayan insanlar bile büyük bir stres altında.
7-27
Temmuz 1998 tarihleri arasında, depremi yaşayan 525 kişiyle görüştüler. Yüzde
23'ünde, depremin hemen ardından oluşan bir Akut Stres Bozukluğu tespit ettiler.
Bunların yüzde 13'ü daha önceden psikolojik tedavi görmüş kişilerdi. Görüşülen
kişilerde en yaygın belirtiler, korku, dehşet, algı bozukluğu, tepkisizlik,
içine kapanma, olayı tekrar tekrar yaşama, kabuslar, halisünasyonlar, yaşanan
olayı hatırlatan şeylere karşı aşırı tepki, uyuma zorluğu, irkilme,
konsantrasyon bozukluğu, duyuların aşarı uyarılması ve saldırganlıktı...
İlk tespitlerden ve hayat yeniden normale döndükten sonra kliniğe
başvuranlar, düzenli gelenler oldu. Erken tedaviye alınanların yüzde 60-65'inde
belirtilerin düzeldiği, günlük işlevlerin rahatlıkla yerine getirilebildiği
gözlendi. Kalan yüzde 35-40'lık bölümde ise Travma Sonrası Stres Bozukluğu
saptanmıştı. Ancak bir şekilde psikiyatriste ulaşamayan ya da düzenli tedaviye
gelemeyen grupta belirtiler oldukça yoğun bir biçimde sürüyordu.
ÜCRETSİZ TEDAVİ
Çukurova Üniversitesi Psikiyatri Bölümü Araştırma Ekibi, depremin
ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin bir, birbuçuk yıl sonra ne durumda olduğunu
tespit etmek için, aynı bölgede eylülde yeniden çalışmaya başlayacaktı. Marmara
depremiyle birlikte çalışmanın önemi daha da arttı. Şimdi Çukurova Üniversitesi
Psikiyatri Anabilim Dalı, şu anda depremzedeler için poliklinik hizmeti
vermekte. Son depremle birlikte korkuları, acıları tazelenen Adanalılar, bu
hizmetten ücretsiz olarak yararlanabilirler.
Adana depreminde annesini, iki yengesini ve bir yeğenini kaybeden
28 yaşındaki Meltem Supçin, yedi aylık bebeğini yaşadığı stres yüzünden
kaybetmiş. ‘‘Biz nasıl düzeleceğiz, bilmiyorum’’ diyor.
01 Temmuz 1998 HÜRRİYET
Sercan'ın hayal ettiği bilgisayar Hürriyet'ten
İskenderun'dan dedesinin yanına tatile geldiği Ceyhan'da, tüm aile fertlerini
depremde yitiren 11 yaşındaki Sercan Güvercin de yaşama dört elle sarılacak.
Sercan, depremden tam 26 saat 9 dakika sonra, bir mucize eseri enkaz altından
sağ çıkarıldı. Annesi Havva, babası Özcan, ağabeyleri Gülhan ve Murat Güvercin
ile anneannesi Hayriye ve dedesi Osman Yamar'a ise mezar oldu enkaz. İskenderun
Kocabaş İlköğretim Okulu 6'ncı sınıfına bu yıl pekiyi derece ile geçen Sercan,
yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: ‘‘Öleceğimi düşünüyordum. Ağabeyim üniversiteyi
kazanınca bilgisayar alacaktım. Onu da unuttum...’’
Sercan, ölümün eşiğinde,
bilgisayarı hayal etmiş. Hürriyet, Sercan'ın bu hayaline bir an önce
kavuşturmayı görev bildi. Bilgisayar hasta yatağında Sercan'a teslim edildi.
Sercan, bilgisayarı, oyun CD'lerini görünce sevinçten gözleri parladı. Kısa bir
şaşkınlıktan sonra, serum takılı eliyle bilgisayarı okşadı. Hürriyet'in bu jesti
karşısında duygulanan Sercan şunları söyledi:
‘‘Eğer deprem olmasaydı,
ağabeyim üniversiteyi kazandıktan sonra bana bilgisayar alacaktı. Hürriyet
hayalimi gerçekleştirdi. Bu bilgisayar yaşamımda aldığın en güzel, en anlamlı
armağan.’’
Sercan'ın, babası İskenderun'da
askeri tesiste çalıştığı için oradaki Askeri Hastane'ye sevkedildi. Ambulansa
bindirilirken, ‘‘Bu bilgisayarla çok çalışacağım. Programlar yapacağım. Belki
depremi önceden haber veren birşeyler bulabilirim’’ dedi.
Sercan, sonra da başından bir an
olsun ayrılmayan dayısının eşi Aysel Yamar'a sıkı sıkı tembihledi:
‘‘Yengeciğim, bilgisayarı da
benim yanıma koyun. Askeri Hastane'deki odama kurulmasını istiyorum.’’
ceyhanrehberi.org AİLESİ OLARAK
DEPREMDE KAYBETTİĞİMİZ
CEYHANLI DEPREM ŞEHİDİ HEMŞERİLERİMİZE ALLAH'TAN RAHMET YAKINLARINA SABIR VE
BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ.
ŞİMDİ TEK DUAMIZ ALLAH TEKRAR EYLEMESİN.
!!!!ARTIK BİZLERDE BİRAZ UYANIK OLALIM VE SAĞLAM
BİNALAR YAPALIM!!!
UNUTMAYALIM DEPREM ÖLDÜRMEZ UYGUN YAPILMAMIŞ OLAN
YAPILAR ÖLDÜRÜR.
|
1.
aksam uzeri saat 4 civari. mersin'de yeni aldigimiz yazligin
tadilat isleriyle ugrasirken devasa site, karton kutu gibi sarsilamaya basladi.
sanki yerin altinda birseyler kayniyormus ve evi ayagimizin altindan cekiyormus
gibi hissettiriyordu. kapilar, avizeler evdeki tum oynak esyalar zangir zangir..
ev halkinin gozleri fal tasi gibi acilmis, olanlari anlamaya calisiyor, korkudan
kimsenin agzindan tek laf cikmiyordu. yarim dakika sallandiktan sonra ve
sallanmaya da devam ederken en nihayetinde babam "deprem" diyebiliyor. biz o an
kendimize geliyoruz ve can havliyle evin anahtarini da kaparak 8. kattan,
basamaklari kosarak ikiser ucer inmeye basliyoruz. deprem aninda asansor
kullanmamak gerektigi biyerlerden aklimizda kalmis. merdivende kosarken diger
site halki da bize katiliyordu. en sonunda suru halinde kendimizi aciga
atabildik. site gocer diye de etki alanindan ciktik. herkeste bir saskinlik,
millet birbirine bakiyor. "ay atiye hanim neydi o oyle? nasil giricez simdi
evlere?" 2 saat kadar asagilarda dolandiktan sonra "bu boyle olmayacak, cikip
esi dostu aramak lazim, herkes sag mi degil mi bilmek gerek" diyoruz ve babamla
ben cengaver gibi eve cikip aceleyle ona buna telefon etmeye basliyoruz. o
zamanlar cep telefonu da peynir ekmek degil. bir yandan da artcilar devam ediyor
ancak orali degiliz.
bu arada haberleri almak icin de tv'yi aciyoruz. ogreniyoruz ki merkez ussu
ceyhan olan 6.3 siddetinde deprem yasamisiz ve ta mersin'den bile inanilmaz
sekilde hissedilmis. ceyhan diyince hemen ceyhan'da oturan teyzemi ariyoruz.
aglayarak telefona cikiyor "huseyin aabiiiiiiiiii, burasi cok fenaaaa"
diyebiliyor. hemen apar topar kalkip ceyhan'a dogru yola cikiyoruz. e-5 uzerinde
giderken pek bir hasar yok gibi gorunuyor ancak ceyhan'a girince olayin
boyutlarini idrak edebiliyoruz. hava da kararmis, camliyol bulvari'nda agir agir
ilerlerken sagli sollu yerle bir olmus apartmanlari goruyoruz. her moloz
yigininin basinda bir grup insan ve is makinesi. tum memleket siren seslerine
kesmis.. biraz daha ilerledikten sonra bakiyoruz ki, en alt katinda her zaman
yufka aldigimiz kismet yufkacisinin bulundugu apartman yerinde yok. arabadan
inip yasananlari agzimiz acik sekilde izlerken gocugun altindan insan sesleri
geliyor. yardim isteyen, bagiran cagiran.. daha hersey cok taze. az sonra kucuk
bir kizin cansiz bedeni toz toprak icinde battaniyeye koyularak onumuzden
geciyor. annem olanlara daha fazla dayanamayarak basliyor aglamaya.
neden sonra teyzemlere gitmek aklimiza geliyor. apartmanlarinin onune
geldigimizde herseyin yerli yerinde oldugunu anliyoruz ama onlar da kaldirima
masa sandalye cikarmis komsularla oturuyorlar. biz varinca bir aglama hezeyani
kopuyor. annemle teyzem sariliyor. o zamanlar da 15-16 yaslarinda toy bir
delikanli oldugumuz icin bu sahneler cok koyuyor insana. masada otururken o
alarmli, radyolu, mor isildaktan da
candan ercetin'in "yalan" parcasi caliyor. icinde bulunulan durumu bu kadar
iyi tasvir eden bir parca daha olamazdi o sirada. teyzem, "bizim eski bahceciler
apartmani da kagit gibi" diyor. daha bir ay once tasindiklari apartmanın yerinde
simdi yeller esiyor. dusununce insan bir garip oluyor haliyle. daha gecen gun
gidip oturdugumuz, yedigimiz, ictigimiz, yatip kalktigimiz ev dumduz. gidip
gordukten sonra bogazda birseyler dugumleniveriyor, soylenecek kelime
bulunamiyor.
gece disarida sabahladiktan sonra bir tur daha atiyoruz ceyhan'da. gun isigiyla
birlikte goruyoruz ki memleket inanilmaz degismis. bunun nedeni mutemadiyen
gordugumuz apartmanlarin yerlerinin bos olmasi. goz alistigi icin bu farklilik
hemen kendini hissettiriyor. sanki yillardir yasadigin o sehir gitmis bambaska
bir sehir gelmis.
o yasima kadar ve hatta bu yasima kadar beni bu derece etkileyen bir olayla
karsilasmadigimi anliyorum. insanlarin caresizlikleri halen gozumde, is
makinelerinin geri geri giderken cikardigi "biiip biip biip" sesleri halen
kulagimda.. candan ercetin'in o sarkisini dinleyince ise ayni gunu tekrar
yasiyorum ve omrum boyunca da unutamayacagim.
01 Temmuz 1998 HÜRRİYET
Kapkaççı müteahhite ceza
Adalet Bakanlığı, dolandırıcı müteahhitlere ağır cezalar verilmesi
için harekete geçti. İlgili mevzuatı taramaya başlayan bürokratlar, iskambil
kağıdı gibi çökerek vatandaşa mezar olan binaları yapanlara ve bunlara ruhsat
verenlere hakettikleri cezaların verilebilmesi için çalışmaya başladılar.
Adalet Bakanı Oltan Sungurlu, Adana depremi ile bir kez daha
gündeme gelen ‘Kapkaççı müteahhitler’e caydırıcı ceza
verilebilmesi için mevzuat değişikliği yapılması talimatı verdi.
Bürokratlar, müteahhitleri ilgilendiren tüm kanunları masaya
yatırdılar. Sungurlu Hürriyet'e, ‘‘Talimat verdim. Mevzuatımızda durum
nasıl, çıkarıp getirin dedim. Çöken binaların müteahhitlerinin hukuki ve cezai
sorumluluğu araştırılıyor. Bu konudaki bütün kanunlar gözden geçirilecek.
Gerekli yasal düzenleme yapılacak’’ dedi. Sungurlu, İhale Kanunu'nda
da değişiklik yapılabileceğini belirtti.
Yargı çevrelerinin önerileri de şöyle:
Devlet İhale Kanunu değiştirilsin. Usülsüz ihaleye ceza getirilsin.
Yetersiz müteahhite ihale verenler cezalandırılsın. İhale koşullarına
uymayanlara verilen ceza ağırlaştırılsın.
İhale koşullarına ve inşaat şartnamesine aykırı bina yapmak ağır
hapis cezasını öngören ayrı bir suç olsun. Bu konu özel bir hüküm olarak
düzenlensin. İnşaatı kontrol edenler yanında, oturma ruhsatı veren resmi
görevliler de müteahhitle aynı sorumluluğu taşısın.
Deprem kuşağındaki bölgelerin koşullarına uygun olmayan, projesiz,
sağlıksız, güvenliksiz çürük bina yapan ve bunun sonucu ölüme ve yaralamaya
sebep olan müteahhite caydırıcı ağır hapis cezası getirilsin. Ayrıca ağır
tazminata hükmedilsin.
Özel binalar için de aynı hükümler getirilsin.
YARGININ ELİ KOLU BAĞLI
Şu anda, Devlet İhale Kanunu ve TCK'da kapkaççı müteahhitlerle
ilgili caydırıcı hüküm yok. Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan sonra Adana
Cumhuriyet Başsavcılığı da müteahhitlere TCK'nın 455'inci maddesindeki
‘Tedbirsizlikle ölümü sebebiyet’ten soruşturma açmaya hazırlanıyor.
Ancak, caydırıcılıktan uzak bu maddeler ve denetimi üstlenen kamu görevlilerini
koruyan Memurin Muhakemat Kanunu, yargının elini kolunu bağlıyor. Adana
Başsavcılığı, Bayındırlık Bakanlığı'ndan yıkılan binalarla ilgili müteahhitin
yapım hatalarını gösteren raporları bekliyor. Olayda kontrol elemanlarının
kusurlu bulunması halinde ise Başsavcılık Memurin Muhakemat Kanunu nedeniyle bu
kişilerle ilgili işlem yapamayacak. Ayrıca bu tür suçlarda zaman aşımının 5 yıl
olduğu, binanın bu süreden önce yapılması halinde açılacak soruşturmaların
‘takipsizlikle’’ sonuçlanacağı ortaya çıktı. Böylece vatandaşlara mezar olan
binaları yapanları, yasal boşluk kurtaracak.
17 Ağustos 2002 HÜRRİYET
Hanım, sen benim gibi dört koca eskitirsin
17
Ağustos'tan bir yıl önce Ceyhan'da 27 Haziran 1998'de yaşanan depremde 48
yaşındaki öğretmen Hatice Eker yaşadıklarıyla bir sembol haline geldi. Sağ ayağı
dizden
kesilmiş, tek kızı Emel Ayça'yı (18) kaybetmişti.
Eşi ve oğullarıyla başka bir yerde yeni bir ev yaptılar.
Eşi Ziya Eker ona moral vermek için ‘‘Hanım, sende bu güç varken ne depremler
atlatırsın, benim gibi dört koca eskitirsin’’ diyor ama, kızının adı geçince
ikisinin de gözleri doluyor.
Tuncay DAĞLI ADANA, (DHA)
Evinin duvarına astığı Emel'in fotoğrafına her baktığında gözlerinden sicim gibi
yaş akmaya başlayan Hatice Eker, enkaz altından iki gün sonra kurtarıldı. Hatice
Öğretmen şimdi Ceyhan'ın Kurtkulağı Beldesi'nde yaşıyor. Protez sağ bacağı ona
her adımda dört yıl öncesini hatırlatıyor.
Kendisi gibi emekli öğretmen eşi Ziya Eker (49), oğulları Ertuğrul (25), Emrah
(22) ve Emre'nin (17) desteğiyle yeniden mutlu olmaya çalışan Hatice Öğretmen,
sağ ayağındaki protezi pantolon giyerek gizleyebiliyor, ama kızının acısını
saklayamıyor.
‘‘Antalya'ya tatil hazırlığı yapıyorduk. Eşim, küçük oğlum Emre'yle otomobilin
bakımını yaptırmak için sanayi çarşısına gitmişti. Ben de kızımla birlikte evi
toparlayıp, çantaları hazırlıyordum. Önce ayaklarımızın altında vuran bir
gürültü, sonra ürküten bir uğultu geldi. Ben hemen kızımın yanına koştum. O anda
duvarlar yıkılmaya, zemin ayağımızın altından kaymaya başladı. Artık birbirimizi
göremiyorduk. Tozdan nefes alamaz olmuştuk. Ben hareket edemiyordum. Kızıma
seslendim: ‘‘Ben iyiyim anne' dedi. Bir süre konuştuk. Birlikte dua ettik.
Kızımın durumunun ne olduğunu bilmiyordum. Aradan biraz zaman geçince bana
‘‘Hakkını helal et anne’’ dedi. Kendisine ‘‘O ne biçim söz kızım. Bizi
kurtarırlar, korkma’’ dedim. Bir süre iniltilerden sonra bir daha sesini
duyamadım. Zaten olay akşama doğru olmuştu. Uyudu sandım.’’
Hatice Öğretmen'in çöken evinin bulunduğu 8 katlı Bahçeci Apartmanı'nın yeri
hala boş. Arsaya kurulan tezgahta Ceyhan tarlalarında yetişen karpuzlar
satılıyor.
Hatice Öğretmen'in şimdi sürücü kursu işleten eşi Ziya Eker akrabalarının
desteğiyle Kurtkulağı'nda yeni bir ev yaptırdı. Oğullarından Ertuğrul, Sugözü
Termik Santrali'nin yapımında çalışıyor, onun küçüğü Emrah ise askerde. En küçük
çocuk Emre öğrenimini sürdürüyor.
Doğa manzaralı dubleks evlerinin balkonundan bahçeye inen merdivenler Hatice
öğretmenin yürümesine engel olduğu için arka tarafa eğimli bir yol yapılmış.
Ziya Eker çok sevdiği eşini güldürmek için ‘‘Hanım sende bu dayanma gücü
olduktan sonra daha ne depremler atlatırsın. Benim gibi dört koca eskitirsin’’
diyerek espri yapıyor. Ama kızından söz edilince onun da gözleri doluyor.
Aykut Barka’nın vasiyeti
Prof. Aykut Barka'nın, gazeteci Ali Er ile birlikte hazırladığı, ancak
tamamlayamadan hayata veda ettiği için sonradan yayımlanan Depremini Bekleyen
Şehir, hakettiği ilgiyi bulamamış bir kitap. Şimdi depremi yeniden hatırlarken
belki kulak verenler çıkar Barka'nın vasiyetine...
Depremini Bekleyen Şehir, 17 Ağustos depremi sonrasında tanışan bir bilim adamı
ile bir gazetecinin ortak çalışmasının ürünü. Kitabın bilim adamı yazarı,
bilginin paylaşılması gerektiğine inanan Aykut Barka. Kitabın gazeteci yazarı
ise deprem uzmanları arasındaki atışmaların prim yaptığı bir dönemde, bu tür
haberlerin yanıltıcı olduğunu savunan Ali Er. Kitap, İstanbul'un birkaç
kilometre güneyinde olması beklenen deprem riskini her boyutuyla vermeyi
amaçlıyor. Hangi önlemlerin alınması gerektiğini ve finansmanın nasıl
sağlanabileceğini de anlatıyor.
Om Yayınları'ndan çıkan kitabın yazımına Nisan 2001'de başlamışlar. 15 Ocak
2002'ye kadar yayınevine teslim edilecekmiş. Ancak araya hastalık ve ölüm
girmiş. Son çalışmalarını Barka'nın Yeniköy'deki bürosunda yaptıklarını
belirtiyor Ali Er. Gecenin bir vakti Barka şunları söylüyor: ‘‘Ali, deprem
riskini düşürmenin önemini, güçlendirme işini her yanıyla çok iyi anlatmalıyız.
Binaları güçlendirmek için önce içindekileri başka mekanlara taşımak
zorundasınız. Deprem öncesinde bir mahalleyi barındıracak yer bulunur da, deprem
sonrasında nasıl olacak bu iş?’’
Aykut Hoca'yı kaybettikten sonra bir vasiyete dönüşen bu sözlerini yerine
getirmeye çalıştığını anlatıyor Er. B.Ü. Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı
Başkanı Prof. Mustafa Erdik'le İstanbul'un deprem riski üzerine bir söyleşi
yapıyor ve kitabın boşluklarını doldurmaya çalışıyor. Barka'nın başka uzman
dostlarından yardım alıyor. Sonra da ‘‘Kusura bakma sevgili hocam, sensiz bu
kadar olabildi’’ diyor.
Emel ARMUTÇU
Depreme üç aylıkken yakalanan Emircan'da beyaz önlük fobisi var
Üç aylık Emircan Erdoğan, Bahçeci Apartmanı'nın enkazından çıkarıldı. Annesini
orada kaybetti. Sol ayağı ezildiği için hastanede uzun süre tedavi gördü. Beyaz
önlük korkusuna orada kapıldı. Şimdi dört yaşında, ama köşedeki berberi
gördüğünde bile köşe bucak saklanıyor.
Emircan, Ceyhan depreminde yıkılan duvarlar arasından çıkarıldığında üç aylıktı.
Ama deprem, 28 yaşındaki annesi Hülya'yı ondan koparıp almıştı. Yıkılan Bahçeci
Apartmanı'nda Hülya Erdoğan'ın yanı sıra kayınvalide Atifet Erdoğan, yenge Ayşe
Erdoğan, minik yeğen Eray Erdoğan da öldü. Şimdi 4 yaşında olan Emircan Erdoğan
sol ayağının kasları ezildiği için bir süre Balcalı Hastanesi'nde tedavi gördü.
Bacağında boydan boya ameliyat izi var.
Babası Ercan Erdoğan ise depremden birkaç ay sonra Ayşe Erdoğan'la evlenerek
yeni bir aile kurdu. İkinci evlilikten dünyaya gelen 15 aylık Egemen'in
doğmasıyla da ağabey olmuş Emircan.
Yeşil gözlü, sarı saçlı Emircan'da kalan deprem izi yalnızca bacağında değil.
Uzun tedavisi sırasında beynine beyaz önlük korkusu kazınmış. Hastanede bu
korkuya kapılan Emircan şimdi elektrikçilik yapan babasının işyerine gittiğinde
bitişikteki berberden bile köşe bucak kaçıyor.
İstiklal Mahallesi'nde yaşayan Emircan depremde ağır hasar gören ve yıkılmasına
karar verildiği halde öylece bırakılan 5 katlı apartmanda oyun oynuyor. Babası
Ercan Erdoğan, ‘‘En küçük bir sarsıntıda yıkılma ihtimali olan apartmanı
gördükçe korkuyoruz’’ diyor. ‘‘Acılarımız tazeleniyor. Üstelik sürekli
uyardığımız halde Emircan da dahil çocuklar bu binanın zemin katına girip oyun
oynuyorlar. Çevrede yaşayanlar için büyük risk taşıyan bu binanın yıktırılması
için yetkilileri göreve davet ediyoruz.’’
İki kardeşiyle birlikte elektrikçi dükkanı işleten Ercan Erdoğan'ın en büyük
isteği, bozulan ekonomik durumunun düzelmesinden sonra oğlunun aksayan ayağını
tedavi ettirebilmek.
ADANA DEPREMİNİN BİLANÇOSU
27 Haziran 1998 Cumartesi 16.55'te meydana gelen ve merkezi Ceyhan olan 6.3
aletsel büyüklüğündeki depremde 146 kişi yaşamını kaybetti. Bir hafta sonra 5.1
büyüklüğünde bir deprem daha oldu ve çok sayıda kişi yaralandı.
Adana Valisi Oğuz Kağan Köksal, Adana ve Ceyhan depreminde 10 bin 233 konut ve
493 işyerinin tamamen yıkıldığını, bunlardan 6 bin 700 kişinin konut, 166
kişinin de işyeri talep ettiğini açıkladı.
Adana'da 4 bin, Ceyhan'da ise bin konut yaklaşık bir yılda inşa edilip, hak
sahiplerine teslim edildi.
Evleri kullanılamaz hale gelen 16 bin 855 kişiye 5.5 trilyon lira kira yardımı,
az hasar gören konut sahiplerine 125'er milyon lira destek sağlandı.
KİTAPTAN...
Deprem halkın gündeminde yoksa siyasetçinin de olmaz
Temel eksik, ulusal stratejinin yokluğu İnsanoğlunun depremleri önleme
gücü yoktur ama felakete dönüşmesini önleyecek gücü vardır. Örneğin Japonya
afetlerden korunmak için her yıl 30 milyar dolar harcıyor. Bu amaçla geniş bir
idari örgütlenmesi var. Türkiye ise bunu yapamadı. Bu eksiklik bir ülkenin
Ulusal Savunma Stratejisi'ne sahip olmamasına benzetilebilir. Risk yönetimi
kavramı afet yönetimiyle karıştırılabilir. afet yönetimi, depremin hemen
sonrasında yapılması gerekenlerle ilgilidir. Risk yönetimi ise deprem öncesi ve
sonrası sürdürülecek işleri konu edinir.
Deprem halkın gündeminde yoksa siyasetçininkinde de olmaz Deprem
tehlikesi siyasetin gündeminde bugün yoksa, eğer toplumda bir talep oluşmazsa
büyük olasılıkla yarın da olmayacaktır.
Kaynak bulunabilir İstanbul'da bir depremin boyutlarını, 200 milyon
dolarlık bir kaynakla bile 20 bin insanın yaşamını kurtaracak düzeye düşürmek
şansı vardır. Bir milyar dolarla çok daha ferahlatıcı bir sonuç alınır. Türkiye
her yıl bir milyar dolar bulabilecek bir ülkedir. Bu para TEDAŞ'ın sadece kamu
kuruluşlarından tahsil edemediği alacağıdır. Sosyal güvenlik kurumlarındaki ilaç
yolsuzluğunun tutarıdır. Türkiye bunu tasarruf yaparak, dış kredi olarak, ek
vergi getirerek, mevcut deprem vergileriyle karşılayabilir, kamudaki
yolsuzlukların bir bölümünü önleyerek de. Bu kaynak, her kuruşu ile reel
ekonomiye gidecektir.
28 Haziran 1998 HÜRRİYET
20 saniye yetti
Adana'nın 6.3 şiddetindeki bir depremle perişan olmasına sadece 20 saniye yetti.
Bu süre içinde başta kentin güney kesimindekiler olmak üzere, çok sayıda ev
çöktü, duvarlar çatladı. Enerji nakil hatları yıkıldı, yangınlar çıktı. 4 kişi
kalp krizinden öldü.
Adana dün saat 16.56'da yerin altından gelen bir darbeyle,
Richter ölçeğine göre 6.3 şiddetindeki depremin şiddetiyle sarsıldı. 105 kişinin
öldüğü, binden fazla insanın yaralandığı dehşet tam 20 saniye devam etti.
Deprem, Antalya'dan Şanlıurfa'ya, Ankara'dan KKTC'ye kadar bir çok kentte paniğe
yolaçtı. Depremin merkezindeki Adana ise en ağır kaybı ilk saniyelerde verdi.
Sarsıntı 20 saniye içinde özellikle eski Adana olarak nitelenen kentin güney
kesimini etkiledi. Kentin diğer semtlerinde de çok sayıda evin balkonları çöktü,
duvarları çatladı. Adana Çevik Kuvvet Müdürlüğü binasının üst katları da
yıkıldı. Adana'da kent merkezinde 35 kişi ilk anlarda ölürken, 2 kişi de kalp
krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Aynı anda kentin elektrik sistemi devreden
çıktı. Kentteki bir çok enerji nakil hattı yıkılarak yangınlara neden oldu.
CEYHAN'DA 30 ÖLÜ
Deprem, Ceyhan İlçesi'nde de büyük zarara neden oldu. Ceyhan ilçe
merkezinde 25, köylerde de 40 kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirirken, 2
vatandaş deprem sırasında kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Ceyhan ilçe
merkezinde bazı sitelerde koca apartmanlar depremde iskambil kağıdı gibi çöktü.
Yıkılan binaların altında kalan çok sayıda kişinin 'imdat' sesleri zaman
geçtikçe iniltiye dönüşürken, vatandaşlar elleriyle enkazı kazıp yakınlarını
kurtarmaya çalıştı. Yaralıların büyük bölümü Ceyhan'daki Devlet Hastanesi'nin
yetersiz kalması nedeniyle Osmaniye'ye sevkedildi. Ceyhan'ın 38 köyüyle
haberleşme kesildi. Çatalhöyük ve Tumluda köylerindeki camilerin minarelerinin
yıkıldığı, birçok evin hasar gördüğü bildirildi. Mersin'de deprem nedeniyle
panik çıkırken, kendilerini balkondan atan 3 kişinin ayakları kırıldı. Hatay'da
1 kişi öldü.
DÖRT SARSINTI DAHA
Depremin ilk dalgası geçtikten 20 saniye sonra ardçı sarsıntılar
kenti sallamaya başladı. İlk depremi, 20 saniye arayla dört sarsıntı daha
izledi. Bu sarsıntılar halk arasındaki paniği arttırırken yıkılmış binaların
enkazı arasında kalanların bazılarının da sonu oldu. Hasar gören bazı binalar da
tümüyle yıkıldı. Bunların ardından saat 21.55'e kadar şiddeti Richter ölçeğine
göre 3 ile 4 arasında değişen 15 depremle bölge sarsıldı. Ardçı depremler
nedeniyle bazı yerlerde de heyelanlar meydana geldi. Kamu kurumlarına ait iş
makinaları göreve çağrılırken, görevliler işleri olmayanların trafiği işgal
etmemesini istedi.
Cesetler morga sığmadı
Kentte ölü sayısının giderek artması üzerine hastane morglarında
ceset konacak yer kalmadı. Hastaneler yaralılarla dolup taşarken, bahçeler
revire dönüştürüldü. Enkaz altından çıkarılan cesetler, hastane morglarına
taşındı. Ancak morglarda yer kalmayınca cenazeler, cemilere ve evlere götürüldü.
Felaketin hemen ardından, yurdun her tarafından çok sayıda kişi Adana'daki
yakınlarını arayınca, telefon santralleri kilitlendi, cep telefonları da sustu.
Adana'nın dünya ile bağlantısı uzun süre kesildi. Adana'nın Ceyhan İlçesi'nde
depremde ölenlerden kimlikleri belirlenenlerin adları şöyle: Gonca Balta,
Süheyla Palas, Boran Özkan, Figen Kotka, Sevime Kendirci, Meliha Özkan, Saniye
Yaman, Saadet Kara, Elif Demirkan, Ebru Doğanay, Fahriye Doğanay, Etem Tolon,
Fatma Kotka, Serkan Altun, Türkan Altun, Gülay Akgündüz, Oğuzhan Çakmakgözlüoğlu.
Yusuf Karadağ, Zübeyr Yıldız, Esat Güngör, Mehmet Şerif Yüksel, Hayriye Arapgil,
Bekir Sıtkı Demirkır, Serpil Burkay, Faruk, Hafize ve Seda Aytekin.
Telefon ve trafik panikten felç oldu
Deprem nedeniyle büyük paniğin yaşandığı Adana'da, halk sokaklara
döküldü. Caddeler, insanlarla dolarken, trafik sıkıştı, ambulanslar yıkıntıların
olduğu yerlere ve hastaneler güçlükle ulaştı. Polis, yaptığı anonslarla halktan
sakin olmasını, yolları işgal etmemelerini, ev ve işyerlerine girmemelerini
istedi. Panik ve dehşet, kurtarma çalışmalarını aksatırken, bir çok insan
otomobilleriyle kent dışına, yaylalara doğru yola çıktı. Depremin ardından yoğun
telefon trafiği yaşandı. Herkes yakınlarının durumunu merak ederek telefonlara
sarılınca özellikle Adana'da telefon sistemi işlemez hale geldi. Bunun üzerine
herkes cep telefonlarına sarılırken, bir anda GSM sistemleri de işlemez hale
geldi. Şiddetli depremi TV ve radyolardan duyanlar da yakınlarının akibetini
öğrenmek için telefonları başında uzun süre beklemek zorunda kaldılar.
Vatandaş geceyi sokakta geçirdi
Depremin ardından Adana ve ilçelerinde büyük bir panik halinde
sokağa fırlayan halk, uzun süre evlerine giremedi. Halk, yeniden bir deprem
olacağı korkusuyla geceyi dışarda geçirdi. Evleri yıkılan vatandaşlar enkaz
altından alabildikleri eşyaları ile sokakta barınırken, yüzlerce aile, kenti
terk etti. Kurtarma çalışmaları için Ankara'da bulunan Sivil Savunma ekipleri de
devreye girdi. Sivil Savunma Genel Müdürlüğü'nün Ankara'dan bir köpekli arama
ekibi, 2 de kurtarma ekibi olmak üzere toplam 31 kişiden oluşan heyeti
çalışmalara katılacak. Deprem nedeniyle tüm Türkiye ayağa kalkar ve yaraların
nasıl sarılacağı konusunda arayışa girerken, ilk adım Vakıfbank Genel Müdürlüğü
tarafından atıldı. Vakıfbank Genel Müdürü Altan Koçer'in talimatı üzerine 100
milyar liralık acil ihtiyaç yardımı, Adana Valiliği emrine gönderildi.
Kucakta taşıdılar
Ceyhan İlçesi'nde de çok sayıda bina büyük depremde yerle bir
oldu. Lüks sitelerdeki bazı apartmanlar iskambil kağıdı gibi yıkılırken, enkaz
altından kurtarılan yaralılar, yukarıdaki çocuk gibi yakınlarının kucağında
hastanelere ulaştırıldı. Ceyhan'daki hastaneler yetersiz kalınca, yüzlerce
yaralı Adana'ya götürüldü.
Turistin önünde can verdi
Deprem, 7'den 70'e herkesi can evinden vurdu. Doktorlar, sağlık
görevlileri bir yana, tıp öğrencileri, azıcık sağlık bilgisi olanlar, herkes
yardıma koştu... Turistler bile... Ama fotoğrafta görülen turist, pek de şanslı
değil, belki de hayatının en mutsuz gününü yaşıyor: Yardım etmek istiyor ama
sonuç hüsranla sonuçlanıyor; adını bile bilmediği çocuk, gözlerinin önünde can
veriyor...
Hep aynı acı
Geçtiğimiz yıl 27 Haziran'da meydana gelen 6.3 şiddetindeki 20 saniyelik
deprem Adana ile Ceyhan'ı vurmuştu
Türkiye bir kez
daha aynı acının kollarında... Türkiye yine aynı acıya ağlıyor... Geçtiğimiz yıl
27 Haziran'da Adana ve Ceyhan'da meydana gelen, yüzden fazla insanın ölümüne,
binlercesinin de yaralanmasına neden olan depremin daha şiddetlisi bu kez başka
bedenleri teslim aldı kendine...
Belki coğrafyalar
değişik ama acılar aynı... Yıkılan, yanan evler.. Enkaz altından yaşama uzanmaya
çalışan eller.. Ölümlere yakılan ağıtlar... Yok olup giden hayatlar... Kağıt
gibi yıkılan binalar, hayatları da yıktı.
1998 Haziran'ında
Adana'da meydana gelen deprem, Türkiye'nin bu konudaki yetersizliğini ve
duyarsızlığını bir kez daha gözler önüne sermişti. 6.3 şiddetindeki 20 saniyelik
deprem 100'den fazla insanın ölümüne neden olmuştu. ABD ve Japonya gibi
ülkelerde normal yaşamı dahi etkilemeyen ama Türkiye'yi yerle bir eden
depremlerin nicesinden biriydi Adana depremi. Deprem, Adana'nın yanısıra Ceyhan
ilçesinde de ağır hasara yol açarken, çarpık yapılaşmayı da ortaya çıkarmıştı.
Geçmiş yıllarda, malzemeden çalan müteahhitlerin neden olduğu facialarla onlarca
kez karşılaşan Türkiye, bunun son örneğini Ceyhan'da yaşamıştı.
Ve aynı felaket bu
kez Marmara'yı vurdu... Kocaeli'nden, Derince'den, Adapazarı'ndan, Gölcük'ten,
Yalova'dan...
Boğaziçi
Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları Enstitüsü'nün
araştırmalarına göre, Türkiye'de 1903 yılından 1998 yılına kadar can kaybı ve
maddi hasarın olduğu 76 büyük deprem oldu. Bu depremlerde 63 bin 716 kişi
yaşamını yitirirken, hasarlı bina sayısı da 396 bin 880'e ulaştı. Cumhuriyet
tarihinin en fazla can kaybına neden olan depremi 1939 yılında Erzincan'da
meydana geldi. 7.9 şiddetindeki bu depremde 32 bin 962 kişi yaşamını yitirdi,
116 bin 720 bina hasar gördü.
17 ağustos
depreminden bir yıl kadar önce olan, 6.3 büyüklüğünde, 20 saniye süren, 131
kişinin ölümüne 1000 den fazla kişinin yaralanmasına sebep olan deprem. 17
ağustos depremine uyarı gibiydi sanki.
depremin olduğu gün merkez üssüne uzak olan köyümüze babaannemi ziyarete
gitmiştik. deprem sırasında uyuyordum, uykumun arasında hatırladığım tek şey
yanımdaki pencerenin sallanması. uyandığımda elektrikler kesilmiş, evdeki herkes
pilli bir radyodan haberleri dinliyordu.
“adanada büyük deprem, ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.”
“adana akın akın hastanelere doldu.”
“şok şok şok, adanada taş üstünde taş kalmadı .” (bu sonuncuyu çok iyi
hatırlıyorum, taş üstünde taş kalmaması ne demek henüz bilmeyen, haber bulma
heyecanıyla saçmalayan, kendini bilmez bir spikerin kullandığı cümle, böyle bir
cümle kullanarak kaç insanın kafasına balyoz inmiş gibi hissettirdiğinin
farkında olacak kadar da beyni yoktur kendisinin. o zamandan beri gıcık olurum
medya denen şeye, hiç de güvenmem.)
sonra herkesin evdeki tek telefona koşması.. o sırada Adana'da olan akrabaların
akıldan tek tek geçmesi, telefonun kesik olduğu anlaşılınca yaşanan sinir krizi,
büyüklerin çocuklara belli etmemeye çalıştıkları dolan gözleri… ilk kabusum.
depremden birkaç gün sonra olayın panik kısmını atlatmış, Adana'da insanlar
sokakta yattığı için köyde kalmaya karar vermiştik, tüm yakınlardan haber almış,
ölü sayısının haberlerde söylendiği kadar binleri bulmayacağını anlamış,
rahatlamıştık.
köydeki camiden her gün birkaç defa tekrarlanan anonslar geçen günlere renk
katıyordu.
“dikkat dikkat, aldığımız bir habere göre, bugün saat ikiyi çeyrek geçe artçı
deprem olacaktır, ahaliye duyurulur.”
“dikkat dikkat, bir adana radyosunda geçen habere göre, saat beş buçuk sularında
deprem olacaktır, herkes sokağa çıksın.”
ilk başlarda herkes sokaklara dökülür, dikkatle o dakikalar beklenir, olmayınca
çok şükür denir, içeri girilirdi. sonra “olmuyor ya, Allah Allah boşuna
çıkıyoruz işte” denilip duymamazlıktan gelindi, ama o dakikalarda çocuklara
“sokağa çıkıp oynayın hadi azcık” denilmeye devam edildi.
olayın ciddiyetinin farkında olmayan çocukların en büyük eğlencesi birileri
divanda*
otururken çaktırmadan yan tarafa geçip divanı sallayıp, deprem olduğunu sanıp
ayağa fırlayanlara gülmekti.
bir hafta sonra Adana'daki evimize gittiğimizde kapıdan girer girmez çalan
telefonu açtım. arayan denizliden aile dostumuzdu.
-alo
+aloooo leplebi senmisin, napıvediniz, deprem oluvedi dediler, arayıvedik,
çıkmayıvediniz, gokuvedik, arayok yoksunuz bir haftadır.
-(şiveyi duyunca gülme krizi gelir)iyiyiz iyiyiz ayşe teyze, merak etme, köye
gidivemiştik.
+hay allah canını alıvemesin, gülüvedi bide, iyileemiş iyilee, annene verive
bakem.
Adanaya geldiğimiz gece ilk depremden tam bir hafta sonra 5.küsur büyüklüğünde
ilk büyük artçı deprem yaşandı. zaten yusuf yusuf uyuyan ev halkı sabah erkenden
kalkıp yaylaya gitme hazırlığına başlamıştı, ben yine uyuyordum(ne uyurmuşum
be..) hatırladığım tek şey ablamın kapının eşiğinde yerinde zıplayarak aynen
şöyle bağırması.
-kalksanaaa deprem oluyooor, kalsana salaaaaak, uyaaaan, dışarı kaaaaaç. (ablamı
seviyorum)
sonrasında bir ay kadar televizyonlarda konuşuldu, yakınları zarar görmemiş
olanlar için, depremden geriye, evlerdeki çatlaklardan başka, hafızalara
kazınmış kabus dakikaları kaldı. Ceyhan'da birkaç apartman yıkılmış, bazı
insanlar da panikle pencereden balkondan atlayarak yaralanmıştı. ceyhanlı bir
arkadaşımın anlattığı kadarıyla bir haber kanalı, yıkılan bir binanın bir
tarafında bir gün, diğer tarafında ertesi gün farklı iki binaymış gibi çekim
yapmıştı. japonyada olsa kimsenin burnunun kanamayacağı söylendi duruldu, sonra
da unutuldu.
|